Deleuze Felsefesi: Kavram Yaratımı ve Yersiz Yurtsuzlaşma
Gilles Deleuze, 20. yüzyıl felsefesinin en özgün ve etkili düşünürlerinden biridir. Onun felsefesi, statik “var olma” anlayışına karşı dinamik bir “oluş” felsefesini savunur. Deleuze, felsefeyi bir yaratma eylemi olarak görür ve filozofun görevinin yeni kavramlar yaratarak hayatın karmaşıklığını anlamlandırmak olduğunu ileri sürer. Bu yaklaşım, felsefenin sadece mevcut bilgiyi analiz etmekle kalmayıp, yeni düşünce biçimleri üretme potansiyeline sahip olduğunu gösterir.
Bu makalede, Deleuze’ün felsefesinin temel taşlarından olan kavram yaratımı, köksap (rizom) ve yersiz-yurtsuzlaşma kavramlarını derinlemesine inceleyeceğiz. Deleuze’ün etkilendiği filozoflardan Nietzsche ve Spinoza’nın düşüncelerine de değinerek, onun felsefesinin nasıl şekillendiğini anlamaya çalışacağız. Ayrıca, Deleuze’ün felsefesinin Türkiye’deki önemli temsilcilerinden Ulus Baker’in bu konudaki yorumlarına da yer vereceğiz.
Deleuze’de Felsefe: Bir Yaratma Sanatı

Deleuze’e göre felsefe, sadece düşünmek değil, aynı zamanda bir şeyler yaratmaktır. Filozofun görevi, yeni kavramlar icat etmek, bu kavramlarla düşünmek ve dünyayı bu yeni kavramlar aracılığıyla anlamlandırmaktır. Bu yaratma eylemi, filozofun kişisel deneyimlerinden ve bakış açılarından izler taşır. Her kavram, yaratıcısının imzasını taşır ve bu nedenle özgündür.
Deleuze ve Guattari, “Felsefe Nedir?” adlı eserlerinde bu konuya şöyle açıklık getirir: “Felsefe kavramlar oluşturmak, keşfetmek, üretmek sanatıdır… Filozof, Kavram’ı keşfeder, onu düşünür… Filozof kavram dostudur, kavram üretme gücünü içinde taşır.” Bu ifade, felsefenin sadece var olanı anlamakla kalmayıp, yeni düşünce alanları açma potansiyeline sahip olduğunu vurgular.
Kavramlar Keşfedilmeyi mi Bekler, Yoksa Yaratılmalı mı?
Deleuze, kavramların ayrı bir gökyüzünde keşfedilmeyi beklemediğini, aksine yaratılması gerektiğini savunur. Kavramlar, filozofun zihninde şekillenir, anlam kazanır ve dünyaya sunulur. Bu süreç, bir nevi sanatsal yaratıma benzer. Nasıl ki bir ressam tuvaline yeni renkler ve formlar katıyorsa, filozof da zihnine yeni kavramlar ekleyerek düşünce dünyasını zenginleştirir.
Bu düşünce, Nietzsche’nin “güç istenci” kavramı veya Descartes’ın “cogito”su gibi felsefe tarihine damga vurmuş birçok kavramı anlamamıza yardımcı olur. Bu kavramlar, sadece birer fikir değil, aynı zamanda yaratıcılarının dünyayı algılama ve anlamlandırma biçimlerinin birer yansımasıdır.
Oluş Felsefesi: Durağanlığa Karşı Hareket
Deleuze, statik ve durağan bir “var olma” anlayışına karşı çıkarak, dinamik bir “oluş” felsefesini benimser. Oluş, bir halden başka bir hale geçişin karmaşık ve çoklu halini ifade eder. Bu süreçte, özneler ve kimlikler sürekli olarak değişir, dönüşür ve yeni formlar kazanır.
Deleuze’ün bu yaklaşımı, Batı düşünce tarzının dayandığı hiyerarşik, kodlayıcı ve kategorize edici bakış açılarını sorgulamamıza olanak tanır. Onun felsefesi, farklılıkları ve tekillikleri vurgulayarak, her şeyin sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olduğunu gösterir.
Köksap (Rizom): Yatay Düşünme ve Eylem Formları

Deleuze ve Guattari, “Bin Yayla” adlı eserlerinde “köksap” (rizom) kavramını ortaya atarak yatay düşünme ve eylem formlarının imkanları üzerine düşünmeye başlarlar. Köksap, yeraltında yatay olarak büyüyen, dallanıp budaklanıp yeni filizler meydana getiren bir bitki türüdür.
Bu kavram, Deleuze’ün felsefesinin temelini oluşturan fark ve tekillik üzerine kuruludur. Farklı tekillikler bir köksap oluşturarak birbirleriyle etkileşim gösterirler. Bu etkileşim, yeni düşünce ve eylem biçimlerinin ortaya çıkmasına olanak tanır. Kavramların kökleri tek bir yere bağlı kalmamalı, bir çokluktan veya birçok kökten beslenmelidir.
Rizomatik Düşünce: Devrimci Bir Felsefe
Rizomatik düşünce, sabit bir varlık olarak inşa edilmeyen, ilişkisel ve çapraz bir düşünme biçimidir. Bu düşünce biçimi, bir kavrama veya çıkarıma varmadan önce birçok konuda yatay olarak düşünmeyi, bir konudan başka bir konuya geçmeyi ve içsel veya dışsal tartışmalar sonucunda bir çıkarım yapmayı içerir.
Aslında, hepimiz farkında olmadan rizomatik bir şekilde düşünürüz. Bir fikir oluştururken veya bir sorun çözerken, birçok farklı kaynaktan beslenir, farklı açılardan bakar ve sonunda bir sonuca ulaşırız. Deleuze, bu düşünce biçimini felsefesine dahil ederek, devrimci bir yaklaşım sunar.
Bana göre rizomatik düşünce, zincirleme bir şekilde ilerlemek yerine, farklı noktalardan başlayıp birbirine bağlanan bir düşünce ağıdır. Bu ağ, sürekli olarak genişler, değişir ve yeni bağlantılar kurar. Bu da düşünceye esneklik ve yaratıcılık kazandırır.
Köksap ve Ağaç Metaforu: Hiyerarşiye Karşı Yataylık
Deleuze ve Guattari, Batılı düşünce geleneğini hiyerarşik ve ikili karşıtlıklara dayalı bir ağaca benzetirler. Ağaç, tek bir kökten beslenir ve dalları yukarı doğru uzanır. Köksap ise, birçok kökten beslenir ve yatay olarak yayılır. Bu nedenle, köksap, ağaç imgesini yerinden etmeye ve yeniden yaratmaya çalışır.
Bir ormanı oluşturan pek çok ağaç vardır, dolayısıyla tek bir ‘asıl ağaç’ yoktur. Her şey köksapsal anlamdadır ve ağaç biçimli düşünme ise bu köksap modelinin boyutlarından yalnızca bir tanesini teşkil etmektedir. Bu yaklaşım, düşünce dünyasında hiyerarşiye karşı yataylığı savunur.
Kavramları Yersiz-Yurtsuzlaştırma: Anlamı Yeniden Yaratmak
Deleuze, kavramları köklerinden söküp tekrar anlamlandırmaya çalışır. Bu süreç, “yersiz-yurtsuzlaştırma” olarak adlandırılır. Yersiz-yurtsuzlaşma, bir kavramın anlamını yıkmak, onu alıştığımız bağlamından koparmak ve yeni bir bağlama yerleştirmektir.
Bu kavram, toplum içerisinde yerleşmiş olan imgeler, pratikler, eylemler ve düşünceler bulundukları yerden (anlamdan) koparılarak başka bir yere (anlama) yerleştirilirler. Aslında, bizler de yersiz yurtsuz bir biçimde, oradan oraya anlamsal (özellikle toplum içerisinde değişen rollerimizle) olarak savrulmuyor muyuz?
Yersiz-yurtsuzlaşma, bir nevi zihinsel göçebelik gibidir. Alıştığımız düşünce kalıplarından sıyrılıp yeni ve farklı bakış açıları geliştirmemizi sağlar. Bu süreç, bazen rahatsız edici olabilir, ancak düşünce dünyamızı zenginleştirmek için gereklidir.
Deleuze Nasıl Deleuze Oldu? Etkilendiği Filozoflar
Her filozof gibi, Deleuze de etkilendiği kişilerden parçalarla kendi felsefesini oluşturmuştur. Başta Guattari olmak üzere, Heidegger, Spinoza, Bergson, Nietzsche, Foucault gibi isimler Deleuze’ün düşüncelerini şekillendiren önemli figürlerdir. Özellikle Nietzsche ve Spinoza’nın etkileri, Deleuze’ün felsefesinde belirgin bir şekilde görülür.
Deleuze, Nietzsche felsefesinde yaşamı olumlamayı, oluşu, çoğulu ve rastlantıyı bulmuştur. Spinoza’dan ise, köksap kavramını yaratırken ilham almıştır. Spinoza’ya göre, bir bilincin başka bir bilinçle karşılaşması daha yüksek bir bağlantıyı oluşturur ya da bağlantıyı bozar. Bu düşünce, Deleuze’ün köksap kavramının temelini oluşturur.
Ulus Baker: Deleuze’ün Türkiye’deki Sesi
Ulus Baker, Türkiye’deki önemli sosyolog, yazar ve çevirmenlerden biridir. Özellikle Deleuze çevirileriyle tanınan Baker, Deleuze’ün felsefesini Türkiye’de yaygınlaştırmıştır. Kendisi, dünyaya ait hiçbir şeye önem vermeyen, sıra dışı bir kişiliğe sahiptir.
Baker, Deleuze’ün felsefesini kendi özgün yorumlarıyla birleştirerek, Türkiye’deki düşünce dünyasına önemli katkılar sağlamıştır. Onun eserleri, Deleuze’ü anlamak ve yorumlamak için önemli bir kaynaktır.
Düşünce Ufukları
Deleuze’ün felsefesi, kavram yaratımı, köksap ve yersiz-yurtsuzlaşma gibi kavramlarla düşünce dünyamızı zenginleştiren, devrimci bir yaklaşımdır. Onun felsefesi, statik ve durağan bir “var olma” anlayışına karşı dinamik bir “oluş” felsefesini savunur.
Bu makalede ele aldığımız kavramlar, Deleuze’ün felsefesinin sadece birer parçasıdır. Onun eserlerini derinlemesine inceleyerek, düşünce dünyamızı daha da genişletebilir ve yeni ufuklara yelken açabiliriz.




Deleuze’ün felsefesi gerçekten de dinamik bir bakış açısı sunuyor. “Oluş” kavramı, günümüzün hızlı değişen dünyasında hayati bir öneme sahip; statik düşüncelerin bizi kısıtladığı bir ortamda, sürekli yenilenme ve dönüşüm üzerine düşünmek kaçınılmaz. Ancak, bu yersiz yurtsuzlaşma durumu, insanın kimliğini ve aidiyetini nasıl etkiliyor? Kendimizi sürekli bir akış içinde bulmak, belki de içsel bir kaybolmuşluk hissi yaratıyor. Deleuze’ün kavram yaratımı meselesi, bu kaybolmuşluk hissini aşmamıza yardımcı olabilir mi, yoksa daha da derinleştirir mi? Gerçekten düşündürücü! 🌊
Bir zamanlar, bir arkadaşımın bana bir resim yapmayı öğrettiği bir anı hatırlıyorum. Renkleri karıştırırken, ne kadar çok farklı ton elde edebileceğimi keşfetmiştim; her seferinde, bir şeyler yaratmanın sınırlarının olmadığını düşündüm. Deleuze’ün felsefesi de benzer bir yaratıcılık sürecini öneriyor. Ancak yazının bazı noktalarında, bu felsefenin karmaşık yapısının yeterince net bir şekilde açıklanmadığını hissediyorum. Özellikle “yersiz yurtsuzlaşma” kavramı üzerine daha fazla örnek ve açıklama eklenmiş olsaydı, okuyucu olarak benim için daha anlaşılır hale gelebilirdi.
Yine de, yazının sonundaki samimi vurgular ve Deleuze’ün düşüncelerinin derinliği için teşekkür etmek gerekiyor. Bu tür konular her zaman tartışmaya açık ve daha fazla düşünmeye teşvik ediyor. Yazının, felsefenin yaratıcı yönlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Bu tür tartışmaların devam etmesi dileğiyle!
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. resim yaparken renkleri karıştırma ve yeni tonlar keşfetme anınızla deleuze’ün felsefesinin yaratıcılık potansiyelini ilişkilendirmeniz gerçekten çok güzel. “yersiz yurtsuzlaşma” kavramının daha fazla örnekle açıklanması gerektiği konusundaki eleştirinize katılıyorum. bu, deleuze’ün felsefesinin anlaşılması zor noktalarından biri ve gelecekteki yazılarımda bu konuya daha fazla odaklanmaya çalışacağım. deleuze’ün düşüncelerinin derinliği ve tartışmaya açık olması, felsefenin en heyecan verici yanlarından biri. yazımın, felsefenin yaratıcı yönlerini anlamanıza yardımcı olma potansiyeli olduğunu düşünmeniz beni mutlu etti. değerli yorumlarınız için tekrar teşekkür ederim, diğer yazılarımı da okumanızı dilerim.