D Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları: Kapsamlı Rehber
Türkçe, sadece kelimelerden oluşan bir iletişim aracı değil, aynı zamanda yüzyılların birikimini, bilgeliğini ve yaşam tecrübesini yansıtan zengin bir kültür hazinesidir. Bu hazinenin en parlak mücevherleri ise deyimlerdir. Günlük konuşmalarımıza derinlik katan, karmaşık duyguları tek bir ifadeyle özetleyen bu kalıplaşmış sözler, dilimizin anlatım gücünü zirveye taşır. Bu rehberde, dilimizin bu zengin dünyasına bir kapı aralayacak ve özellikle D ile başlayan deyimler ve anlamları üzerine odaklanacağız. Amacımız, bu deyimlerin kökenlerini, anlamlarını ve doğru kullanım alanlarını net örneklerle açıklayarak ifade yeteneğinizi güçlendirmektir.
Deyimler, bir toplumun düşünce yapısını ve olaylara bakış açısını anlamak için eşsiz birer penceredir. Onları öğrenmek, kelime dağarcığını genişletmenin ötesinde, kültürel kodları çözmemize de yardımcı olur. İster bir öğrenci, ister dil meraklısı olun, bu içerikte sunulan Türkçe deyimler ve anlamları, kendinizi daha etkili, renkli ve bilge bir şekilde ifade etmeniz için size ilham verecektir. Şimdi, “D” harfinin gizemli ve güçlü dünyasına birlikte adım atalım.
Türkçenin Zenginliği: D Harfi ile Başlayan Deyimler Dünyası

Deyimler, dilin canlılığını koruyan ve soyut kavramları somutlaştıran sihirli formüller gibidir. Karmaşık bir durumu, derin bir duyguyu veya keskin bir gözlemi birkaç kelimeyle anlatarak iletişimi daha etkili kılarlar. Özellikle öğrenciler için deyimler, kompozisyon ve konuşma becerilerini geliştirmede kritik bir rol oynar. Her deyimin arkasında yatan kültürel bir hikaye, onları sadece birer söz öbeği olmaktan çıkarıp, adeta birer bilgelik kapsülüne dönüştürür.
Dağa Kaldırmak: Zorla Alıkoymanın Mecazi Anlamı
Anlamı: Bir kişiyi, kendi rızası dışında zor kullanarak genellikle ıssız bir yere götürmek ve orada alıkoymak. Bu ifade, çoğunlukla kaçırma eylemlerini veya birini iradesi dışında bir yerde tutma durumlarını anlatır. Kökeni, eski zamanlardaki eşkıyaların fidye istemek amacıyla insanları dağlara kaçırmasına dayanır.
- “Eşkıyalar, köyün zengin ağasını dağa kaldırmış, ailesinden yüklü bir fidye istemişler.”
- “Filmdeki kötü karakter, planlarının ortaya çıkmasını engellemek için tek tanığı dağa kaldırmayı düşündü.”
- “Tarihî romanda, düşman komutanı esir almak için onu dağa kaldırma planı yapılıyordu.”
Dağarcığına Atmak: Bilgiyi Zihne Kaydetmek
Anlamı: Öğrenilen yeni bir bilgiyi, mevcut bilgiler arasına ekleyerek zihne yerleştirmek ve kalıcı hale getirmek. Bu deyim, bilinçli bir öğrenme ve hafızaya kaydetme eylemini vurgular. Tıpkı bir hazine sandığına değerli bir mücevher eklemek gibi, bilgi birikimini artırmayı ifade eder.
- “Okuduğu her kitaptan öğrendiği yeni kelimeleri dağarcığına atmayı alışkanlık haline getirmişti.”
- “Ustasının her tavsiyesini dikkatle dinleyip dağarcığına atan genç çırak, kısa sürede mesleğinde ustalaştı.”
- “Seminerde öğrendiği etkili sunum tekniklerini dağarcığına atan yönetici, bir sonraki toplantıda herkesi kendine hayran bıraktı.”
Dağdan Gelip Bağdakini Kovmak: Yerleşmiş Kişiyi Haklarından Etmek
Anlamı: Bir ortama veya işe sonradan dahil olan birinin, orada daha önceden bulunan ve yerleşik olan kişiyi dışlamaya veya onun yerini almaya çalışmasıdır. Bu deyim, genellikle haksızlık, haddini aşma ve vefasızlık durumlarını eleştirmek için kullanılır.
- “Şirkete yeni başlayan o hırslı çalışan, dağdan gelip bağdakini kovarcasına yılların müdürünün koltuğuna göz dikmişti.”
- “Takıma sonradan katılmasına rağmen hemen kaptan olmak istemesi, tam bir dağdan gelip bağdakini kovma girişimiydi.”
- “Mahalle derneğine üye olur olmaz başkanlığa adaylığını koydu, herkes ‘dağdan gelip bağdakini kovuyor’ diye arkasından konuştu.”
Dağ Doğura Doğura Fare Doğurdu: Büyük Beklentilerden Küçük Sonuçlar

Anlamı: Çok büyük umutlar, hazırlıklar ve çabalarla girişilen bir işin sonunda beklenmedik derecede küçük, önemsiz veya hayal kırıklığı yaratan bir sonuç vermesi durumudur. Bu ifade, abartılı beklentilerin boşa çıkmasını anlatır.
- “Aylarca süren Ar-Ge çalışmaları sonunda tanıtılan yeni ürün, dağ doğura doğura fare doğurdu; piyasada hiçbir etki yaratmadı.”
- “Hükümetin büyük vaatlerle duyurduğu ekonomik paket, dağ doğura doğura fare doğurdu ve kimseyi memnun etmedi.”
- “O kadar gürültü patırtıdan sonra yapılan açıklamalar, resmen dağ doğura doğura fare doğurmuştu.”
Dağlara Düşmek: Üzüntüden İnsanlardan Uzaklaşmak
Anlamı: Yaşanan büyük bir acı, keder veya hayal kırıklığı nedeniyle toplumdan ve insanlardan uzaklaşarak tek başına, ıssız yerlerde yaşamaya başlamak. Bu deyim, derin bir yas ve içe kapanma halini betimler.
- “Sevdiğini kaybettikten sonra öyle bir yasa boğuldu ki adeta dağlara düştü, kimse ondan haber alamadı.”
- “İftiraya uğrayıp her şeyini kaybedince, şehri terk edip dağlara düşmeyi bile düşündü.”
- “Eski halk hikâyelerinde, haksızlığa uğrayan kahramanların adaleti sağlamak için dağlara düştüğü anlatılır.”
Dağları Devirmek: Büyük Zorlukları Aşmak
Anlamı: İmkânsız gibi görünen, çok büyük ve zorlu işlerin üstesinden gelmek. Bu deyim, olağanüstü bir azim, kararlılık ve çabayı ifade etmek için kullanılır.
- “O, inancıyla ve çalışkanlığıyla dağları devirecek bir karaktere sahiptir; onun için pes etmek yoktur.”
- “Genç girişimci, sıfırdan başladığı işinde adeta dağları devirerek uluslararası bir marka yarattı.”
- “Bu takıma inanırsak, birlikte dağları devirir ve şampiyonluğa ulaşırız.”
Dalavere Çevirmek: Hile ve Düzenbazlıkla İş Yapmak
Anlamı: Gizli ve hileli yollarla, yalan ve dolanla başkalarını aldatarak bir iş yürütmek. Bu deyim, dürüst olmayan, kurnazca ve genellikle kötü niyetli eylemleri tanımlar.
- “Yine ne dalavereler çevirdiğini anlamaya çalışıyorum, bu adamın hiçbir sözüne güven olmaz.”
- “Ticarette dürüstlük esastır; dalavere çevirerek kısa yoldan zengin olmaya çalışanlar eninde sonunda kaybeder.”
- “Rakibini alt etmek için türlü dalavereler çevirdi ama sonunda kendi tuzağına düştü.”
Dal Budak Salmak: Yayılıp Genişlemek
Anlamı: Bir konunun, olayın veya ilişkinin zamanla daha karmaşık hale gelerek yayılması, büyümesi ve kök salması. Genellikle kontrolü zorlaşan ve iç içe geçen durumlar için kullanılır.
- “Basit bir anlaşmazlık olarak başlayan sorun, kısa sürede dal budak salarak tüm aileyi içine çeken bir kavgaya dönüştü.”
- “Bu soruşturma daha fazla dal budak salmadan sonuçlandırılmalı, yoksa işin içinden çıkamayız.”
- “Şirketin yurtdışı operasyonları, son yıllarda dal budak salarak küresel bir ağa dönüştü.”
Daldan Dala Konmak: Sürekli Konu veya İş Değiştirmek
Anlamı: Bir konuda veya işte sebat göstermeyip sürekli olarak düşünce, ilgi alanı veya meslek değiştirmek. Bu deyim, genellikle kararsızlık, maymun iştahlılık ve odaklanma eksikliğini eleştirir.
- “Sürekli daldan dala konmayı bırakıp artık bir alanda uzmanlaşmalısın.”
- “Konuşma sırasında o kadar çok daldan dala kondu ki, dinleyiciler ana fikri tamamen kaçırdı.”
- “Kariyeri boyunca sürekli iş değiştirdi; daldan dala konduğu için hiçbir zaman bir yerde kök salamadı.”
Dalına Basmak: Birini Kasten Sinirlendirmek
Anlamı: Bir kişinin özellikle hassas olduğu, hoşlanmadığı veya sinirlendiği bir konuyu gündeme getirerek ya da o yönde davranarak onu kasten öfkelendirmek. Kişinin sabrını taşıran bir davranışta bulunmayı ifade eder.
- “Lütfen benim dalıma basma, zaten yeterince gergin bir gün geçiriyorum!”
- “Rakipleri, maç sırasında sürekli onun dalına basarak konsantrasyonunu bozmaya çalıştı.”
- “Tartışma sırasında eski defterleri açarak bilerek eşinin dalına bastı.”
Dallanıp Budaklanmak: Karışık ve Geniş Bir Hal Almak
Anlamı: Bir meselenin veya olayın giderek genişlemesi, yayılması ve daha karmaşık, içinden çıkılmaz bir duruma gelmesi. “Dal budak salmak” ile benzer anlamda olup, genellikle olumsuz bir karmaşıklığı ifade eder.
- “Küçük bir dedikodu, kısa sürede dallanıp budaklanarak tüm ofise yayıldı.”
- “İşi dallandırıp budaklandırmadan, en basit ve doğrudan yolla çözmeye çalışalım.”
- “Miras meselesi öyle bir dallanıp budaklandı ki, davalar yıllarca sürdü.”
Damdan Düşer Gibi: Ani ve Yersiz Konuşmak
Anlamı: Bir konuşmanın veya durumun akışına全く uymayan, ani, beklenmedik ve yersiz bir şekilde söz söylemek veya bir davranışta bulunmak. Patavatsızlık veya hazırlıksız yapılan çıkışları tanımlar.
- “Toplantının en kritik anında, konuyla alakasız, damdan düşer gibi bir soru sordu.”
- “Herkes ciddi bir şekilde tartışırken onun damdan düşer gibi espri yapması ortamı buz kestirdi.”
- “Sohbetin ortasına damdan düşer gibi girip en mahrem konuyu ortaya atmaz mı!”
Damgasını Vurmak: İz Bırakmak veya Kötü Nitelendirmek
Anlamı: İki temel anlamı vardır. Birincisi, birine haksız yere olumsuz bir özellik atfetmek, onu kötü olarak etiketlemek. İkincisi ise bir şeye veya bir döneme kendi özgün niteliklerini katarak kalıcı ve belirgin bir iz bırakmaktır.
- “Tek bir hatası yüzünden ona ‘tembel’ damgasını vurmak büyük haksızlıktı.”
- “O yönetmen, kendine özgü sinema diliyle Türk sinemasına damgasını vuran isimlerden biri oldu.”
- “Yaşadığı zorlu çocukluk, onun bütün hayatına derin bir damga vurmuştu.”
Dananın Kuyruğu Kopmak: Kritik Anın Gelip Çatması
Anlamı: Bir süredir devam eden belirsiz veya gergin bir durumun sonuca ulaşması; beklenen, korkulan veya merak edilen olayın gerçekleştiği an. Genellikle bir dönüm noktasını ifade eder.
- “Taraflar son kez masaya oturdu, bu akşam ya anlaşma olacak ya da dananın kuyruğu kopacak.”
- “Herkes sınav sonuçlarının açıklanmasını bekliyordu; birazdan dananın kuyruğu kopacaktı.”
- “Mahkemenin karar duruşmasında nihayet dananın kuyruğu koptu ve adalet yerini buldu.”
Dara Düşmek: Maddi veya Manevi Sıkıntıya Girmek
Anlamı: Parasal olarak sıkıntıya girmek, geçim zorluğu çekmek ya da genel anlamda tehlikeli ve sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kalmak. Hem ekonomik hem de yaşamsal zorlukları kapsar.
- “İşini kaybedince ailesiyle birlikte fena halde dara düştü.”
- “Beklenmedik sağlık masrafları çıkınca ay sonunda dara düşmekten korkuyorlardı.”
- “Yolda arabaları bozulunca, ıssız bir yerde mahsur kalıp dara düştüler.”
Deyimler, bir dilin sadece kelime dağarcığı değil, aynı zamanda kültürel DNA’sıdır; nesillerin bilgeliğini bugüne taşır.
Dara Getirmek: Bir İşi Aceleyle ve Özensiz Yapmak
Anlamı: Bir işi yeterli zaman ayırmadan, aceleyle ve bu nedenle özensiz, eksik veya kalitesiz bir şekilde yapmak. Genellikle zaman darlığından kaynaklanan baştan savma işler için kullanılır.
- “Proje teslim tarihi yaklaşınca, son kısımları dara getirmek zorunda kaldık.”
- “Lütfen bu raporu dara getirme, her ayrıntıyı dikkatlice inceleyelim.”
- “Yemeği dara getirdiği için misafirlerine karşı mahcup oldu.”
Dar Kafalı: Yeniliklere Kapalı, Sığ Düşünceli Olmak
Anlamı: Anlayışı ve kavrayışı sınırlı olan, yeni fikirlere, farklı bakış açılarına ve yeniliklere kapalı, sabit fikirli kimse. Genellikle hoşgörüsüz ve dogmatik insanlar için kullanılır.
- “Dar kafalı insanlarla yeni bir proje geliştirmek neredeyse imkânsızdır.”
- “Onun bu dar kafalı tutumu yüzünden şirket yıllardır yerinde sayıyor.”
- “Toplumsal ilerlemenin önündeki en büyük engel, dar kafalı zihniyetlerdir.”
Darda Kalmak: Çıkmaza Girmek, Zor Duruma Düşmek
Anlamı: Çözümü zor bir duruma düşmek, bir çıkmaza girmek veya maddi sıkıntı çekmek. “Dara düşmek” ile çok yakın anlamlıdır ve çaresizlik hissini vurgular.
- “Sözlüde cevabı bilemeyince öğretmeninin karşısında fena halde darda kaldı.”
- “Ani bir krizle tüm birikimini kaybeden iş adamı, borçları yüzünden darda kalmıştı.”
- “Dost, insanın darda kaldığı günde belli olur.”
Davul Çalmak: Bir Sırrı veya Haberi Herkese Duyurmak
Anlamı: Özellikle gizli kalması gereken bir haberi, bir sırrı veya bir olayı etrafa yaymak, dedikodusunu yapmak, herkesin duymasını sağlamak.
- “Sakın kimseye söyleme dediğim sırrı, gitmiş bütün mahalleye davul çalmış!”
- “Terfi aldığını daha resmi duyuru yapılmadan herkese davul çalarak ilan etti.”
- “Bu tür hassas konuları davul çalarak konuşmak doğru değil.”
Defterden Silmek: İlişkiyi Tamamen Kesmek
Anlamı: Bir kişiyi hayatından tamamen çıkarmak, onunla her türlü ilişkiyi kesmek, artık onu yok saymak. Bir konuyu tamamen kapatmak anlamında da kullanılabilir.
- “Yaptığı o büyük ihanetten sonra onu tamamen defterden sildim.”
- “Geçmişte yaşadığı tüm kötü anıları zihninden ve kalbinden, kısacası defterden silmek istiyordu.”
- “Bazı insanlar vardır ki, düşünmeden defterden silinmeyi hak ederler.”
Deli Divane Olmak: Aşırı Derecede Sevmek, Tutkun Olmak
Anlamı: Bir kişiye veya bir şeye karşı aşırı derecede sevgi, hayranlık ve tutku duymak; aklını başından alacak kadar çok sevmek. Genellikle romantik aşk veya büyük bir hobi için kullanılır.
- “Genç adam, ilk görüşte âşık olduğu o kız için adeta deli divane olmuştu.”
- “Yeni çıkan bilgisayar oyununa deli divane oldu, başından kalkmıyor.”
- “Sanatına deli divane bir ressamdı; yemeden içmeden kesilip günlerce atölyesine kapanırdı.”
Dili Uzun: Kırıcı ve Saygısız Konuşan
Anlamı: Başkalarını incitecek şekilde saygısızca, kırıcı ve kaba konuşan kimse. Genellikle lafını esirgemeyen ama bunu yaparken nezaket sınırlarını aşan insanlar için kullanılır.
- “O dili uzun komşuyla kimse konuşmak istemiyor, çünkü her an bir pot kırabilir.”
- “Ne kadar dili uzun bir çocuk, büyüklerine karşı nasıl konuşacağını hiç bilmiyor.”
- “Toplantıda dili uzun biri yüzünden yine tatsızlık çıktı.”
Dil Yarası: Sözün Yarattığı Derin Kırgınlık
Anlamı: Acı, ağır ve kötü bir sözün insanın kalbinde bıraktığı derin incinme, kırgınlık ve üzüntü. Fiziksel yaralardan daha zor iyileştiği düşünülen manevi yaraları ifade eder.
- “Atalarımız boşuna dememiş, bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez diye.”
- “En yakın arkadaşından duyduğu o sözler, içinde kapanması zor bir dil yarası açtı.”
- “Kelimelerin gücünü unutma, açtığın bir dil yarası bir ömür boyu kanayabilir.”
Dimyat’a Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olmak: Eldekini de Kaybetmek
Anlamı: Daha iyisini veya daha fazlasını elde etme hırsıyla hareket ederken, mevcut olan ve garanti olan şeyi de kaybetmek. Açgözlülüğün veya yanlış hesap yapmanın getirdiği zararı anlatır.
- “Daha yüksek kâr vaadine kanıp tüm parasını o işe yatırdı ve Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu.”
- “Mevcut işini bırakıp daha iyi bir teklif için şehir değiştirdi ama yeni işi olmayınca evdeki bulgurdan oldu.”
- “Bu kadar risk alma, sonra Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma.”
Deyimleri Anlamak: İletişim Gücünüzü Artırın

Gördüğünüz gibi, D ile başlayan deyimler ve anlamları, dilimizin ne kadar katmanlı ve zengin olduğunun en güzel kanıtlarından biridir. Bu ifadeler, atalarımızın hayata dair gözlemlerini, tecrübelerini ve bilgeliklerini yoğunlaştırarak günümüze taşıyan kültürel miraslardır. Onları doğru anlamak ve yerinde kullanmak, iletişiminize sadece akıcılık değil, aynı zamanda bir derinlik ve etki gücü de katar. Bir durumu uzun cümlelerle anlatmak yerine, tek bir deyimle ifade etmek, mesajınızın daha akılda kalıcı olmasını sağlar.
Deyimlerin dünyasını keşfetmek, bitmeyen bir öğrenme yolculuğudur. Bu yolculukta attığınız her adım, sizi dilimizin kökleriyle daha da yakınlaştıracak ve ifade ufkunuzu genişletecektir. Unutmayın ki dil, onu ne kadar zengin kullanırsanız o kadar güçlenen bir araçtır. Deyimler ise bu aracı en usta şekilde kullanmanın anahtarlarından biridir. Bu rehberin, Türkçe deyimler ve anlamları konusundaki merakınızı artırmasını ve iletişim becerilerinizi bir üst seviyeye taşımanıza yardımcı olmasını dileriz.



