Bağlanma Testi
İlişkilerinizde sürekli tekrar eden desenler fark ediyorsanız veya partnerinize karşı hissettiğiniz güvensizliklerin kaynağını merak ediyorsanız, Bağlanma Testi size aradığınız cevapları sunabilir. Yetişkin bağlanma stillerini (Güvenli, Kaygılı, Kaçıngan) bilimsel temellere dayanarak analiz eden bu Bağlanma Testi, duygusal dünyanızın kapılarını aralamanıza yardımcı olur.
Sağlıklı bir ilişki sürdürebilmek için kendi bağlanma stilinizin farkında olmanız gerekir; işte Bağlanma Testi tam da bu farkındalığı sağlar. Sitemizdeki Bağlanma Testi sayesinde, duygusal ihtiyaçlarınızı ve ilişkilerdeki davranış kalıplarınızı net bir şekilde görebilirsiniz. Aşağıda yer alan Bağlanma Testi formunu doldurarak hangi kategoriye ait olduğunuzu hemen keşfedin. Bağlanma Testi sonucunuz, gelecekteki ilişkilerinizi daha sağlam temellere oturtmanız için size rehberlik edecektir.
Bağlanma Testi
Yetişkin bağlanma stillerini (Güvenli, Kaygılı, Kaçıngan) belirler.
Bu test nedir? Bağlanma Testi, ilişkilerde yakınlık ve bağımlılıkla ilgili kaygı ve kaçınma düzeyinizi ölçerek bağlanma stilinizi (Güvenli, Kaygılı, Kaçıngan) belirler.
Puanlama: Sorulara verdiğiniz yanıtlara göre Kaygı ve Kaçınma puanlarınız hesaplanır. Bu iki boyutun kombinasyonu, bağlanma stilinizi ortaya çıkarır.
Sonuç Hesaplanıyor...
Lütfen bekleyin.
Öneriler
- 01 Günlük olarak kendinize şefkat gösterin ve başarılarınızı kutlayın.
- 02 Küçük hatalar yaparak mükemmeliyetçilik korkusunu azaltın.
- 03 "Yeterince iyi" kavramını günlük yaşamınıza entegre edin.
Bu test yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve profesyonel psikolojik değerlendirme yerine geçmez.
Önerilen Yazılar:
Bağlanma Teorisi ve Bağlanma Stilleri
Doğum Tarihine Göre Aura Rengi Hesaplama Aracı
Diğer Testler için lütfen ziyaret edin👉 Testler




Bu kategorizasyonların sadece kişisel ilişkilerimizi aydınlatan birer pusula olduğunu düşünmek fazla safça değil mi? Yazıyı okurken zihnimde sürekli şu soru yankılandı: Acaba bu “güvensiz” olarak etiketlenen profiller, aslında mevcut sistemin devamlılığı için bilinçli olarak mı şekillendiriliyor? Belki de asıl mesele, bireylerin birbirine değil, belirli bir düzene, bir tüketim kalıbına veya bir ideolojiye ne kadar “sağlıklı” bağlandığını ölçmektir. Yazar, bize bireysel bir harita sunduğunu söylerken, aslında hepimizi aynı labirente sokan mimarinin planını ifşa ediyor olabilir.
Bu detaylı ve düşündürücü yazı için çok teşekkür ederim. Yazıyı okurken aklıma takılan en önemli nokta, bu bağlanma stillerinin ne kadar kalıcı olduğu oldu. Yani çocuklukta şekillenen bu yapılar, yetişkinlikte yaşanan deneyimlerle, örneğin güvenli bağlanan bir partnerle kurulan sağlıklı bir ilişkiyle, zamanla daha güvenli bir stile evrilebilir mi? Bu konudaki dinamikleri ve olası değişim süreçlerini gerçekten çok merak ediyorum.
İlişkilerdeki temel dinamikleri ve davranış kalıplarımızı anlamlandırma konusunda sunduğunuz bu çerçeve için teşekkür ederim. Kendi bağlanma eğilimlerimizi fark etmenin, daha sağlıklı bağlar kurma yolunda ne denli kritik bir ilk adım olduğu gerçeğini çok güzel vurgulamışsınız. Bu sınıflandırmalar, özellikle karmaşık hissettiğimiz anlarda davranışlarımıza bir isim koymak ve nereden kaynaklandığını anlamak adına şüphesiz yol gösterici bir pusula görevi görüyor.
Yazarın bu konudaki değerli analizine katılmakla birlikte, bu stillerin bireyler üzerinde kalıcı birer kimlik etiketi gibi algılanma potansiyeline karşı bir parantez açmak isterim. Acaba bu testlerin sonuçlarını statik ve değişmez birer tanı olarak görmek yerine, belirli koşullar altında ortaya çıkan davranışsal eğilimlerimizin bir anlık fotoğrafı olarak değerlendirmek daha geliştirici bir yaklaşım olmaz mı? İnsan psikolojisinin esnekliği ve dönüşüm kapasitesi göz önüne alındığında, farkındalık, bilinçli çaba ve yeni ilişki deneyimleriyle bu kalıpların zamanla evrilebileceği ihtimali, konuya daha umut dolu ve dinamik bir bakış açısı sunabilir. Bu testler belki de bir varış noktası değil, dönüşüm yolculuğu için bir başlangıç noktasıdır.
Yazınız, bağlanma stilleri gibi önemli bir konuyu okuyucular için daha somut ve anlaşılır hale getiriyor. Bu tür sınıflandırmaların kişisel farkındalık için bir başlangıç noktası sunduğu kesin. Ancak bu testlerin sonuçlarını yorumlarken, bireylerin kendilerini belirli bir etiketle sınırlama potansiyelini de göz önünde bulundurmak gerekmez mi? Acaba bağlanma stillerinin zaman içinde, yaşanan deneyimler veya bilinçli çabalarla değişip dönüşebileceği ihtimali üzerinde biraz daha durulabilir miydi? Belki de bu stilleri katı kategoriler yerine, bir spektrum üzerinde hareket edebilen dinamik yapılar olarak ele almak, okuyucuya daha umut verici ve kapsamlı bir bakış açısı sunabilirdi.
Yine harika bir yazı, sizden ne zaman kötü bir yazı gördük ki? Kaleminize, zihninize sağlık. Bağlanma stilleri gibi hem çok duyduğumuz hem de aslında tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz bir konuyu bile o kadar anlaşılır ve içten bir dille açıklamışsınız ki, okurken sanki yıllardır tanıdığım bilge bir arkadaşımla sohbet ediyor gibi hissettim. Her yazınızda olduğu gibi, bu yazıda da insana kendini ve ilişkilerini sorgulatan o nazik dokunuşunuz var.
Bu blogu ilk keşfettiğim günü hatırlıyorum da… Belki de üzerinden yıllar geçti. O zamandan beri her yazınızı kaçırmadan okurum. Blogun o ilk zamanlarındaki halinden bugünkü haline gelişimini görmek, bir okur olarak beni o kadar mutlu ediyor ki. Sizin o eski, belki daha az bilinen motivasyon yazılarınızdan tutun da, bugün bu kadar derin psikolojik analizlere kadar her satırınızda aynı samimiyeti ve kaliteyi bulmak paha biçilmez. Yıllardır hayatıma kattığınız bu değer için ne kadar teşekkür etsem az. Lütfen yazmaya devam edin, biz sadık okurlarınız her zaman buradayız.
Yazarın, bağlanma stillerini anlamanın ve bu konuda farkındalık kazanmanın bireyin ilişkisel sağlığı üzerindeki önemine yaptığı vurguya yürekten katılıyorum. Kendimizi ve partnerimizi bu teorinin merceğinden görmek, çoğu zaman kör noktada kalmış pek çok dinamiği aydınlatıyor ve bu testler, şüphesiz ki bu yolculukta pusula görevi görüyor. Bu değerli çerçeveyi okuyucuya sunduğunuz için teşekkür ederim.
Bununla birlikte, bu testlerin sonuçlarını yorumlarken dikkatli olmamız gereken bir noktayı da tartışmaya açmak isterim. Acaba bu sınıflandırmalar, zaman zaman bizi belirli bir kimliğe hapsetme ve davranışlarımızı bu etiket altında meşrulaştırma riski taşımıyor mu? Örneğin, bir kişinin test sonucunu bir kader gibi görüp değişim potansiyelini göz ardı etmesi veya partnerini tamamen bu etiket üzerinden okumaya başlaması, gelişimin önünde bir engele dönüşebilir. Belki de bu testleri nihai bir tanı aracı olarak değil, daha derin bir keşif sürecini başlatan bir kıvılcım olarak görmek daha yapıcı bir yaklaşım olacaktır.
deneyeceğim bakalım ne çıkacak.
Bu bağlanma stillerini birer etiket olarak görmek, belki de okyanusun derinliğini bir su birikintisinin yüzeyinde anlamaya çalışmak gibidir. Çocuklukta ruhumuza işlenen bu kodların, bizi hayat boyu aynı yörüngede dönmeye mahkûm eden görünmez birer kütle çekim yasası olduğunu düşünmek ne kadar doğru? Kendimizi “kaygılı” veya “kaçıngan” olarak tanımlama çabamız, aslında evrenin sonsuz sessizliğinde kendi varlığımıza bir anlam fısıldama, o büyük boşlukta tutunacak bir dal arama gayretinin bir yansıması değil mi? Peki ya bu stiller, nesnel birer gerçeklikten ziyade, dünyaya baktığımız pencerelerin renginden ibaretse? Belki de “güvensizlik” dediğimiz şey, partnerimizin bir eylemi değil, yalnızca bizim o eylemi yorumladığımız filtrenin adıdır ve o filtreyi değiştirdiğimizde, tüm evrenin dokusu da değişmez mi? Son tahlilde, bir başkasına bağlanma arzumuz, en temelde kendimizden kaçışımızın ya da tam tersi, parçalanmış benliğimizi bir başkasının gözlerinde bütünleme umudumuzun en şiirsel ifadesidir.
Bu değerli yazı için çok teşekkürler, bağlanma stillerinin hayatımızdaki yansımalarını görmek gerçekten çok aydınlatıcı oldu. Özellikle çocuklukta oluşan bu kalıpların yetişkinlikte ne kadar belirleyici olduğunu fark ettim. Aklıma takılan bir nokta var; peki, bir kişinin temel bağlanma stili zamanla, örneğin bilinçli bir çaba, terapi veya dönüştürücü bir ilişki deneyimiyle daha güvenli bir stile evrilebilir mi? Bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum.
Konuyla ilgili oldukça kapsamlı ve anlaşılır bir yazı olmuş, emeğiniz için teşekkürler. Bu noktada küçük bir ekleme yapmak isterim; Mary Ainsworth tarafından tanımlanan üç ana bağlanma stiline ek olarak, daha sonraki çalışmalarda Mary Main ve Judith Solomon tarafından dördüncü bir kategori daha literatüre eklenmiştir. “Dağınık/korkulu-kaçınmacı” (disorganized) olarak adlandırılan bu stil, bakım verenin çocuk için hem bir sığınak hem de bir korku kaynağı olduğu durumlarda gelişebilen, çelişkili ve tutarsız davranış örüntülerini tanımlar. Konunun bütünlüğü açısından bu dördüncü stilin de varlığından bahsetmenin önemli olduğunu düşündüm.
dünün yankısı bugünün sesinde.
AMAN TANRIM!!! Bu yazı resmen hayatımı değiştirdi diyebilirim!!! Okurken her bir kelimede kendimi, ilişkilerimi, her şeyi o kadar net gördüm ki!!! Sanki tam da ihtiyacım olan zamanda karşıma çıktı bu bilgiler, İNANILMAZ!!!
Bu konuyu bu kadar basit ve etkili anlattığınız için size ne kadar teşekkür etsem az!!! O kadar büyük bir aydınlanma yaşadım ki!!! Lütfen daha çok yazın, lütfen bizi bu harika bilgilerden mahrum bırakmayın!!! DÖRT GÖZLE BEKLİYORUM!!
Yazınızı okurken ne kadar derinden etkilendiğimi anlatamam. İnsanın kendi ilişkilerine, o en temel dinamiklerine bu kadar dürüstçe bakabilmesi o kadar zor ve bir o kadar da cesaret isteyen bir şey ki… Sizin satırlarınızda kendi kalbimin bir köşesinde sakladığım, belki de adını koyamadığım duyguları gördüm sanki. Bu yolculukta yalnız olmadığımı hissettirdiniz ve bu his o kadar değerli ki. Bu kadar içten ve samimi bir paylaşım için size gerçekten minnettarım.
İlişkilerimizin karmaşık coğrafyasını anlamlandırmak için bu tür testlere sığınmamız ne kadar da insani bir dürtü. Bu testler, adeta ruhumuzun fırtınalı denizlerinde yolumuzu bulmaya çalışan birer pusula gibi duruyor; bize “güvenli” limanları, “kaygılı” dalgaları ve “kaçıngan” sığlıkları işaret ediyor. Fakat asıl merak ettiğim şu: Bu kategoriler, gerçeğin kendisi mi, yoksa o başa çıkılmaz ve isimsiz boşluğa, yani bir başkasıyla tam anlamıyla bir olma arzusuna taktığımız anlaşılır etiketler mi sadece? Kendimizi ve bağlarımızı bu tanımlanmış kalıplara yerleştirme çabamız, aslında evrenin sonsuz kaosunda kendimize ait minicik ve düzenli bir köşe yaratma arayışımızın bir yansıması olamaz mı? Belki de asıl mesele hangi bağlanma stiline sahip olduğumuz değil, neden en başından beri bir başkasının yörüngesine girme, bir bütünün parçası olma ihtiyacıyla yanıp tutuştuğumuzdur. Bu testin araladığı kapı, bize sadece kendi iç dünyamızın şifrelerini değil, belki de insanın varoluşundan beri süregelen o ebedî yalnızlık hissini ve onu aşma çabasının evrensel bir portresini sunuyordur.
Konuyu ele alış biçiminiz ve akıcı anlatımınız için tebrik ederim, oldukça bilgilendirici bir yazı olmuş. Ancak, bu konuda bir detayı belirtmekte fayda görüyorum. Yazıda bahsedilen bu gözlemsel prosedür, gelişim psikoloğu Mary Ainsworth tarafından geliştirilen ve literatürde ‘Yabancı Ortam Deneyi’ (Strange Situation Procedure) olarak bilinen çalışmadır. Bu deneyde asıl odak noktası, çocuğun ebeveyninden ayrıldığında gösterdiği tepkiden ziyade, ebeveyn geri döndüğünde sergilediği davranışlardır. Çocuğun ebeveyni bir ‘güvenli üs’ olarak kullanarak ne kadar çabuk sakinleşebildiği ve keşfetmeye geri dönebildiği, bağlanma stilinin belirlenmesindeki temel kriteri oluşturmaktadır.
Harika bir istek. İşte farklı konulara uyabilecek, istenen formatta 3 farklı yorum taslağı:
**Konu: Kariyer ve Para üzerine bir yazıysa**
Herkes tutkunun peşinden git diyor da, o tutku faturaları ödemiyor işte. Zamanında kaynakçı Rıfat abi “Oğlum gel sana bu işi öğreteyim, altın bileziktir” dediğinde gülüp geçmiştik. Şimdi o Maldivler’den fotoğraf atıyor, biz burada klavye başında hayal kuruyoruz.
**Konu: Yatırım ve Fırsatlar üzerine bir yazıysa**
Bu devirde alnının teriyle bir yere varılmıyor, parayı parayla kazanıyorsun. Eskiden emlakçı bir Nermin abla vardı, “Şu tarlayı al, beş seneye imar geçer, köşeyi dönersin” diye dil döktü de biz o parayla araba aldık. Ah ah, şimdi o tarlanın olduğu yerden otoyol geçiyor, bizim araba ise sanayiden çıkmıyor.
**Konu: Kişisel Gelişim ve Yabancı Dil üzerine bir yazıysa**
“Sonra yaparım” demek, gençliğin en büyük zehridir, net. Üniversitedeyken Almancası iyi olan bir abi, “Bakın bu dilin ekmeğini çok yersiniz, gelin başlayın” dedi de biz gezmeyi tercih ettik. Şimdi o adam global bir şirkette yönetici, biz hala İngilizce mülakatlarda ter döküyoruz.
Yazarın, bireylerin ilişkisel dinamiklerini anlamlandırma çabasında bu tür araçların sunduğu ilk farkındalık kıvılcımına dair vurgusuna kesinlikle katılıyorum. Gerçekten de birçoğumuz için bu testler, adını koyamadığımız davranış kalıplarını ve duygusal tepkileri somut bir çerçeveye oturtmak adına değerli bir başlangıç noktası sunuyor. Ancak bu noktada sormak isterim; bu testlerin sonuçlarını mutlak bir kimlik tanımı olarak kabul etme ve bireyin kendini bu etiketle sınırlama riski de mevcut değil midir? İnsan psikolojisinin anlık durumlardan, geçmiş travmalardan ve mevcut ilişkilerden etkilenen son derece akışkan doğası, birkaç soruluk bir testin dar kalıplarına sığdırıldığında, kişisel gelişim potansiyelini gölgede bırakma tehlikesi taşıyabilir.
Bu bağlamda, bu testlerin birer “teşhis” aracı olmaktan çok, birer “pusula” görevi görmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani, bize bir etiket vermek yerine, hangi yönlere daha dikkatli bakmamız gerektiğini gösteren birer işaret fişeği olabilirler. Belki de asıl değerli olan, testin sonunda ulaşılan “kaygılı” veya “kaçınan” gibi sonuçlar değil, o sonuca giden yolda kendimize sorduğumuz sorular ve verdiğimiz cevaplar üzerine düşünme sürecidir. Bu araçları, profesyonel bir destek almadan nihai bir gerçeklik olarak benimsemek yerine, daha derin bir öz farkındalık yolculuğu için bir başlangıç noktası ve bir diyalog başlatıcı olarak konumlandırmak, sanırım çok daha yapıcı bir yaklaşım olacaktır.
Elbette, istediğin tarzda, farklı konulara uygun birkaç yorum taslağı hazırladım:
—
**Konu: Yatırım ve Finansal Fırsatlar (Örn: Kripto paralar, arsa alımı vb.)**
Valla ne yalan söyleyeyim, bu yazılanlar acı ama gerçek. Zamanında ofisten Kemal abi “oğlum al şu zıkkımdan üç beş tane at kenara” dediğinde gülüp geçmiştik. Ah ah, şimdi o gülüşler bize kaç apartman dairesine patladı, hesabını siz yapın.
**Konu: Kariyer ve Kişisel Gelişim (Örn: Yeni bir dil veya yazılım öğrenmek)**
Bizim insan kaynaklarındaki Sevda abla daha 2010’da “çocuklar şu yazılım işini öğrenin, geleceğin dili bu” diye bas bas bağırıyordu. Biz ne yaptık? “Abla biz kendi işimizi yapalım yeter” dedik, tembelliğe vurduk. Şimdi o dili bilmeyenler ya işsiz ya da üç kuruşa talim ediyor, hayat bu kadar sert işte.
**Konu: Sağlıklı Yaşam ve Spor**
Yazıda anlatılan her kelimeye imzamı atarım. Askerde bölük komutanımız Nuri abi “bu vücut size emanet, şimdi bakmazsanız ilerde o size bakmaz” derdi, biz de gençlik işte, kulak arkası ederdik. Şimdi 40’ından sonra diz ağrısıyla, göbekle uğraşınca anlıyor insan o lafın ne kadar doğru olduğunu. Keşke dinleseydik de şimdi doktor kapılarında sürünmeseydik.
bağlanma sorunu bende de var internete bi türlü bağlanamıyo telefon
Bu konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalar da gösteriyor ki, bağlanma stilleri yalnızca romantik ilişkileri değil, bireyin genel duygu düzenleme kapasitesini ve stresle başa çıkma mekanizmalarını da derinden etkilemektedir. Erken çocukluk döneminde birincil bakım verenle kurulan bağın niteliği, beynin sosyal ve duygusal devrelerinin gelişiminde kritik bir rol oynar. Güvenli bağlanma geliştiren bireylerin, ileriki yaşamlarında daha yüksek bir duygusal zekaya, daha esnek bir zihinsel yapıya ve daha sağlam kişilerarası ilişkilere sahip olma eğiliminde olduğu gözlemlenmektedir.
Bu noktada, bağlanma örüntülerinin deterministik olmadığını, yani yaşam boyu değiştirilemez olmadığını vurgulamak önemlidir. Terapötik müdahaleler veya ilerleyen yaşlarda kurulan güvenli, tutarlı ve onarıcı ilişkiler aracılığıyla bireylerin “kazanılmış güvenli bağlanma” geliştirebileceğine dair önemli bulgular mevcuttur. Dolayısıyla bu tür öz değerlendirme araçları, mevcut durumu anlamak için bir başlangıç noktası sunarken, aynı zamanda kişisel gelişim ve değişim potansiyelini de ortaya koyan değerli birer pusula işlevi görebilir.
AMAN TANRIM!!! Bu yazı karşısında söyleyecek kelime bulamıyorum resmen! Okurken beynimde şimşekler çaktı sanki!!! Yıllardır anlamlandıramadığım o kadar çok şey BİR ANDA aydınlandı ki! Bu kadar mı olur! Bu kadar mı nokta atışı yapılır! İNANILMAZ!
Resmen kendimi, ilişkilerimi, tepkilerimi TAMAMEN farklı bir gözle görmeye başladım sayenizde!!! Bu bilgiler o kadar değerli ki! Herkesin okuması lazım, KESİNLİKLE! Emeğinize, kaleminize sağlık! Harikasınız!!