Ayn Rand ve Objektivist Etik: Bencilliğin Erdemi mi?
Geleneksel ahlak anlayışları ve felsefi doktrinler genellikle diğerkâmlığı, yani başkalarının iyiliğini kendi iyiliğimizin önüne koymayı öğütler. Hatta çoğu zaman kendimizi başkaları için feda etmemiz, onların çıkarlarını gözetmemiz beklenir. Peki, ya kendi çıkarlarımızı düşünmek? İşte bu noktada Ayn Rand, alışılagelmişin dışında bir ahlak felsefesi sunarak bencilliğin aslında bir erdem olabileceğini savunur. Rand’a göre, toplumun içinde bulunduğu sorunların temelinde bu diğerkâm ahlak yatar. Ona göre insan, doğası gereği rasyonel bir varlıktır ve kendi çıkarlarını düşünmek zorundadır.
Bu makalede, Ayn Rand’ın Objektivist etiğinin temel prensiplerini, bencilliğin bu sistemdeki rolünü ve bu felsefenin birey, toplum ve mutlulukla olan ilişkisini derinlemesine inceleyeceğiz. Rand’ın kapitalizm ile olan bağlantısını, akılcılığın önemini ve bu etik sistemin olası eleştirilerini de ele alarak, bencilliğin gerçekten bir erdem olup olmadığını sorgulayacağız.
Objektivizm Etiği Nedir?

Ayn Rand’ın Objektivist etiği, alturizmin (diğerkâmlık) tam karşısında yer alır. Alturizm, bireye kendi çıkarlarıyla ilgilenmesinin kötü olduğunu, başkalarının çıkarına yönelik eylemlerin ise iyi olduğunu empoze eder. Rand’a göre, bir eylemin ahlaki değerini belirleyen şey, kimin çıkarına hizmet ettiğidir. Bu yaklaşım, rasyonel bir temelden yoksundur ve filozofların çoğu da rasyonel bir ahlak sistemi geliştirmekte başarısız olmuştur. Onlar, Tanrı’nın yerine toplumu koyarak, iyiliğin ölçütünü toplumun beklentilerine göre belirlemişlerdir.
Objektivist etiğin objektifliği ise, değişmeyen gerçekliklere dayanmasından gelir. Bu etik, esasen doğanın kendisidir. Doğa, reddedilse de kabul edilse de kendi gerçekliğiyle var olmaya devam eder. Objektivizm, hisler, kaprisler veya arzular üzerine kurulu bir sistem değildir. Bu nedenle, Rand’ın sisteminin temel taşlarından biri de akılcılıktır. Ona göre, insanın hayatta kalabilmesi için hem kendisini düşünmesi hem de aklını kullanması gerekir. İnsan, otomatik bir hayatta kalma sistemine sahip değildir; hisleri ona neyin iyi, neyin kötü olduğunu söylemez. Bu nedenle, bilincini keşfetmek ve akıl yoluyla doğru kararlar almak zorundadır.
Akılcılık ve Hayatta Kalma Zorunluluğu
Rand, insanların ve hayvanların hayatta kalma yöntemlerini karşılaştırarak, insanların otomatik hayatta kalma mekanizmalarına sahip olmadığını vurgular. Hisler, bireye neyin iyi neyin kötü olduğunu, hangi hedeflere yönelmesi gerektiğini doğrudan söylemez. Bu bilgiyi edinmek için birey, bilincini keşfetmek ve aklını kullanmak zorundadır. Rand’a göre, akıl sahibi canlılar için hayatta kalmanın tek yolu bilinçli olmaktır ve bunun yolu da akıldan geçer. Bitkiler için uygun olan hayatta kalma yöntemleri hayvanlar için yetersizken, insan da hayvanlar gibi sadece algılarıyla hayatta kalamaz.
- Açlık hissi besine yönlendirir, ancak besini nasıl elde edeceğini söylemez.
- Otomatik olarak neyin iyi neyin kötü olduğunu bilemeyen bir canlı, kendisi için de bunu bilemez.
- Bu nedenle, körü körüne dürtülere uymak yerine, aklını kullanarak düşünce üretmeye ihtiyaç duyar.
İnsanın aklını kullanmaktan kaçınması, kendini yok etmeye giden bir yoldur. Bu noktada, insanın peşinden koşması gereken doğru amaçlar ve hayatta kalmasını sağlayacak değerler nelerdir sorusu ortaya çıkar. İşte bu, etik biliminin cevaplaması gereken temel sorudur.
Etiğin İşlevi ve İnsanın Seçimi
Ayn Rand’a göre etiğin temel işlevi, insanın bu dünyada yaşamasını sağlamaktır, ölümden sonraki bir hayatı değil. Akılcı bir varlığın hayatı için uygun olan şeyler iyi, uygun olmayanlar ise kötüdür. Ancak Rand’a göre, akılcı olmak bir tercihtir; insanca yaşamak ile intihar eden bir hayvan olmak arasındaki bir seçimdir. Değer ve erdem kavramları da tercihlerden doğar. Tercih hakkı olmadan değerler ve erdemler de olmaz. Örneğin, cesaret erdemine sahip olmak için, bireyin tercih yapabileceği bir durumla karşılaşması gerekir. İnsan da yaşamını sürdürmeyi tercih ederek öğrenir.
Objektivist ahlakın değer standardı, insanın hayatıdır. İnsanın hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu her şey, aklı tarafından keşfedilmeli ve kendisi tarafından üretilmelidir. Bir hayvanın hayatı üreme veya yiyecek döngüsünde tekrarlanırken, insanın yaşamı bir süreklilik içindedir. İyi ve kötü tercihi için yaşamının her anına ihtiyacı vardır. Bu ise, arzulardan ve hislerden ziyade amaç, değer ve hayat şartlarını değerlendirmesi, akletmesi ile mümkündür. Etiğin temel işlevi, hayatta kalmayı sağlamaktır. Akla karşı olan tutum ise ahlaka aykırıdır. Aklını kullanmayan kişiler ve toplumlar, bunun karşılığını ceza sistemleriyle görürler.
Bencilliğin Erdemi ve Toplum İçindeki Konumu
Rand, diktatörlerin hayatlarına dikkat çekerek, onların akılcı bir yaşam ve sistem kurmadıkları, başkalarının hayatlarını gasp ettikleri için hayatlarının bir döneminde cezalandırıldıklarını savunur. Objektivist etiğin temel prensibi, insanın kendi başına bir amaç olduğu, kendisini başkaları için kurban etmeden kendisi için yaşaması gerektiğidir. İnsanın kendisi için yaşaması, kendi mutluluğu için de en yüksek ahlaki değerdir. Rand’da yaşama uğraşı ile mutluluk arayışı aynı şeylerdir; mutluluk, yaşamın başarılı halidir. Kişi, mutluluğu yaşamını asıl amaç olarak görmesiyle elde eder.
Peki, Rand’ın insanını toplum içinde nasıl konumlandırabiliriz? Onun insanının asosyal olduğunu söyleyebilir miyiz? Kesinlikle hayır. Rand’ın sistemi kapitalizm ile yakından ilişkilidir. Ona göre, karşılık beklenilmeyen hiçbir şey yoktur. Sevgi ve diğer tüm değerler bir ticarettir. Sevgi de, memnuniyete karşılık olarak yapılan manevi bir ödemedir. İnsan, toplum içinde bulunmaktan iki önemli kazanç elde eder: bilgi ve alışveriş. Bu iki unsur da bireyin kendi çıkarına hizmet eder.

Bu durumda, Rand’ın sisteminde bireycilik, bencillik ve akıl, hayatta kalmak zorunluluğu taşıyan insanın rasyonel prensipleri olmalıdır. Aksi takdirde, insan uçuruma yuvarlanmayı seçecektir.
Bencilliğe Yönelik Eleştiriler ve Rand’ın Savunması
Rand’ın bencilliği övmesi, doğru yorumlanması kaydıyla haklı bir yaklaşımdır. Bencillik, yani kişinin kendi çıkarını düşünmesi, aslında bir erdem olabilir. Bu erdem, kişiyi kendi üzerine eğilmesini ve kendi aklını gerçekleştirmesinin ilk adımıdır. Başkasının aklına takılı kalıp o akılla yaşayan bir kişi, Rand’ın da dediği gibi yok edicisinin peşinden gider. Kendi aklını yetkinleştirmeye çalışmak, her ne kadar bazı çevrelerde hoş karşılanmamış olsa da hayatta kalmanın, ortak çıkar üretmenin ve değerlerini daha iyi belirlemenin yoludur. Aklını kullandıkça, kendisine potansiyel olarak verili olan parlamaya başlar. Eğer bir ahlaktan ve erdemden bahsedeceksek, iyiyi kötü olandan ayırt etme gücü olan aklı göz ardı edemeyiz. Bu bağlamda Rand’ın akılcılığı, kuvve olanı yetkinleştirmek bağlamında önemlidir.
Ancak, insan duygularıyla örülü bir canlıdır. Akıllı bir varlık değil, akıl potansiyeli taşıyan bir varlıktır. Duygularını eğitmeden ve aklını yetkinleştirmeden kendi üzerine çıkarcılıkta bulunması, erdemli bencillikten ziyade kör bencilliğe götürebilir. Rand’ın kastının kör bencillik olmadığı kanısındayım.
Rand’ın meşru müdafaa hariç kimsenin bir diğerine karşı fiziksel güç başlatmaması prensibi, bazı zor durumlarda geçerliliğini yitirebilir. Örneğin, herkes kendi hayatını korumak ve kendi çıkarlarını düşünmek zorunda olduğunda, bir sebeple elinde hiçbir kaynağı kalmamış kişilerin, türlü imkânlara sahip kişilere karşı güç kullanmak istemesinin yanlışlığı açıklanamaz kalır. Rand, burada kişisel çıkarı korumak adına şiddetin neden aykırı olduğunu yeterince gerekçelendiremez. Çünkü Rand’a göre, iyi olan kişinin hayatta kalması için yapılan eylemlerdir. Kişisel çıkar ve şiddet çatışmasında, Objektivist etiğin açıklamaları yetersiz kalabilir.
Diktatör örneğinde Rand, onların cezalarını hayatlarında çekmiş olduklarını söyler. Ancak bu ceza ne kadar tatmin edicidir ve yeterince güçlü olan, hayatta kalmak için tüm imkânlara sahip olan bir kişi neden ahlaka ihtiyaç duyar?
Düşünce Ufukları
Ayn Rand’ın Objektivist etiği, alışılmışın dışında bir ahlaki perspektif sunarak bencilliğin potansiyel bir erdem olabileceğini savunur. Bu felsefe, bireyin aklını kullanarak kendi çıkarlarını gözetmesini, hayatta kalmasının ve mutluluğunun temel şartı olarak görür. Ancak, bu yaklaşımın eleştirilebilir yönleri de bulunmaktadır.
Sonuç olarak, Rand’ın Objektivist etiği, bireyciliği ve aklı ön plana çıkaran, tartışmaya açık bir felsefi sistemdir. Bu felsefenin sunduğu düşünceler, ahlak, birey, toplum ve mutluluk gibi temel kavramlar üzerine yeniden düşünmemize ve kendi değerlerimizi sorgulamamıza yol açabilir.




Ayn Rand’ın felsefesi üzerine yapılan bu derinlemesine analiz, bencilliğin bir erdem olarak nasıl savunulabileceğine dair düşündürücü bir perspektif sunuyor. Ancak, bencillik ve öz çıkar peşinde koşmanın erdem sayılması, çağdaş toplumun değerleriyle ne denli çelişiyor? Modern dünyada, bireysel çıkarları önceliklendirmek, çoğu zaman toplumsal dayanışmayı zayıflatıyor gibi görünüyor. Elbette, kendimizi sevmek ve kendi mutluluğumuzu önceliklendirmek önemli; ama bu yaklaşım, başkalarının ihtiyaçlarını tamamen göz ardı etmekle sonuçlanmamalı. Sonuçta, insanın sosyal bir varlık olduğu gerçeği, bu felsefeyi sorgulatıyor. Yani, bencillik gerçekten bir erdem mi, yoksa bu kavramı sahiplenmek, insan ilişkilerini zayıflatmak için bir bahane mi? 🤔