Aşk Hakkında Bilmeniz Gereken 31 Psikolojik Gerçek
William Shakespeare, “Bir Yaz Gecesi Rüyası”nda “Aşk gözlerle değil, zihinle bakar” der. Bu derin cümlenin üzerinden yüzyıllar geçse de, aşkın karmaşık doğası insanlık için bir sır perdesi olmaya devam ediyor. Antik Yunan filozoflarından günümüzün dijital flört uygulamalarına kadar her nesil, bu güçlü duyguyu anlamlandırmaya çalıştı. Aşk, yalnızca kalbi hızlandıran bir histen ibaret değil; aynı zamanda zihnimizin en derin katmanlarında işleyen biyokimyasal ve psikolojik bir süreçtir.
Peki, aşk ve psikoloji arasındaki bu karmaşık denklem nasıl işliyor? Bu makalede, zihnimizin aşktan ne denli etkilendiğini gözler önüne seren ve ilişkiler üzerine düşünmeye iten 31 ilgi çekici psikolojik gerçeği ele alacağız. Bu yolculukta, aşkın sizi nasıl iyileştirebileceğini, davranışlarınızı nasıl şekillendirdiğini ve neden bazen mantıksız kararlar almanıza neden olduğunu bilimsel bir mercekle inceleyeceğiz.
Aşkın Bilimsel ve Psikolojik Yönleri
Aşk, insan davranışlarını kökten değiştirebilen güçlü bir katalizördür. Belki de önemli bir sunum sırasında aklı bir önceki gün çıktığı randevuda kalan iş arkadaşınızda veya tüm harçlığını video oyunlarına harcayan kardeşinizin artık sevgilisine hediye almak için para biriktirdiğinde bu değişime tanık oldunuz. Aşk, en pragmatik bireyi bile romantik birine dönüştürebilir. İşte bu duygunun ardındaki şaşırtıcı psikolojik gerçekler:
1. İnsanlar Biyolojik Olarak Tek Eşli Değildir
Ne kadar romantik olursa olsun, bilimsel çalışmalar insan doğasının katı bir tek eşliliğe programlanmadığını göstermektedir. Sosyal ve kültürel olarak tek eşliliği benimsemiş olsak da, evrimsel biyoloji, genetik çeşitliliği artırma eğiliminin varlığını sürdürdüğünü belirtir. Toplumsal normlar ve kişisel bağlılık, bu biyolojik eğilimi dengeleyen en önemli unsurlardır.
2. “Seni Seviyorum” Cümlesini Genellikle Erkekler Önce Söyler
Toplumda kadınların daha duygusal olduğu ve sevgilerini daha kolay ifade ettiği düşünülse de, araştırmalar tam tersini işaret ediyor. Yapılan çalışmalar, bir ilişkide “seni seviyorum” cümlesini ilk kuran tarafın genellikle erkekler olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, erkeklerin duygusal risk alma konusundaki algılarıyla ilişkili olabilir.
3. Aşkın OKB ile Benzerlikleri Vardır
Aşık olmanın ilk evreleri, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile şaşırtıcı nörolojik benzerlikler taşır. Araştırmalar, yeni aşık olmuş kişilerin beyinlerindeki serotonin seviyelerinin, OKB tanısı almış kişilerle benzer şekilde daha düşük olduğunu göstermiştir. Bu durum, aşıkken sürekli partnerini düşünme ve onunla olma arzusunun nedenini açıklayabilir.
4. Aşkın Üç Temel Bileşeni Bulunur
Psikolog Robert Sternberg’in “Üçgen Aşk Kuramı”na göre, tam ve dengeli bir aşk üç ana bileşenden oluşur: tutku (fiziksel çekim ve arzu), yakınlık (duygusal bağ ve samimiyet) ve bağlılık (ilişkiyi sürdürme kararı). Bu üç unsurun dengesi, ilişkinin türünü ve kalitesini belirler.
5. Yeni Aşıkların Stres Seviyesi Yükselebilir
Aşkın ilk zamanları heyecan verici olduğu kadar stresli de olabilir. Yapılan bir çalışma, yeni bir ilişkiye başlayan kişilerin vücutlarındaki stres hormonu olan kortizol seviyelerinin belirgin şekilde daha yüksek olduğunu kanıtlamıştır. İlişki güven ve istikrar kazandıkça bu seviyeler normale döner.
6. Erkeklerin Aşık Olması Saniyeler Sürebilir
Yapılan bir araştırma, erkeklerin bir kadına karşı romantik hisler beslemeye başlamasının yalnızca 8 saniye gibi kısa bir sürede gerçekleşebileceğini ortaya koymuştur. Bu durum, görsel uyaranların erkek beynindeki çekim mekanizmasını daha hızlı tetiklediği teorisiyle açıklanmaktadır.

7. Kırmızı Rengi Kadınları Daha Çekici Gösterebilir
Renklerin psikolojisi, çekicilik algısını da etkiler. Birçok çalışma, erkeklerin kırmızı giyen kadınları bilinçaltında daha çekici ve arzu edilir bulduğunu göstermiştir. Kırmızı, tutku ve doğurganlık gibi evrimsel sinyallerle ilişkilendirilir.
8. Çoğu Kadın “Ruh Eşiyle” Evlenmediğini Düşünür
Romantik filmlerin aksine, gerçek hayat daha farklı senaryolar sunabilir. Geniş kapsamlı bir anket, evli kadınların önemli bir kısmının eşlerini “ruh eşi” olarak görmediğini ortaya koymuştur. Bu durum, idealize edilmiş aşk kavramı ile gerçekçi partnerlik arasındaki farkı vurgular.
9. Aşk Doğal Bir Ağrı Kesicidir
Duygusal bağın fiziksel acıyı hafifletebileceği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir deneyde, partnerlerinin fotoğrafına bakan katılımcıların, hafif fiziksel acıya karşı daha yüksek bir tolerans gösterdiği gözlemlenmiştir. Sevgi, beynin ağrıyı yöneten bölgelerini harekete geçirir.
10. Aşk Beynin Ödül Mekanizmasını Tetikler
Aşık olmak, beynin ödül ve motivasyon merkezi olan bölgelerini harekete geçirir. Syracuse Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, aşkın beyinde dopamin salgılanmasını tetikleyerek coşku ve mutluluk hissi yarattığını bulmuştur. Bu, partnerinizle vakit geçirme arzusunun neden bu kadar güçlü olduğunu açıklar.
11. Sevginizin Yoğunluğunu Zihinsel Olarak Kontrol Edebilirsiniz
Duygularımız tamamen kontrolümüz dışında değildir. Bir çalışma, insanların bir kişiye duydukları sevginin yoğunluğunu, o kişinin olumsuz özelliklerine odaklanarak veya ilişki hakkında rasyonel düşünerek bilinçli bir şekilde azaltabildiğini göstermiştir. Bu, zihinsel odaklanmanın duyguları yönetmedeki gücünü kanıtlar.
12. Mizah Anlayışı Çekimi Artırır
Birlikte gülebilmek, romantik bağın en güçlü yapıştırıcılarından biridir. Araştırmalar, paylaşılan mizahın partnerler arasında yakınlığı artırdığını ve ilişkinin genel memnuniyetini yükselttiğini göstermektedir. İlişkilerde mizahın gücü, sanıldığından çok daha fazlasıdır.
13. Destekleyici Bir Partner Fiziksel İyileşmeyi Hızlandırır
Sevgi dolu bir ilişkinin iyileştirici gücü sadece duygusal değildir. Ohio Eyalet Üniversitesi Tıp Merkezi’nde yapılan bir araştırma, destekleyici ve sevgi dolu bir partnere sahip kişilerin fiziksel yaralarının, çatışmalı bir ilişkide olanlara göre iki kat daha hızlı iyileştiğini ortaya koymuştur.
14. “Kendi Dengim Değil” Algısı Gerçektir
İnsanlar genellikle partner seçiminde kendilerine benzer sosyal statü, çekicilik ve değerlere sahip kişileri tercih ederler. Yapılan bir çalışma, bireylerin flört ederken bilinçli veya bilinçsiz olarak “kendi liglerinde” olarak algıladıkları kişilere yönelme eğiliminde olduğunu göstermiştir.
15. “İlk Görüşte Aşk” Bir Efsane Değildir
İlk görüşte aşk, romantik bir klişe olmanın ötesinde psikolojik bir temele sahiptir. Araştırmalar, bir kişinin fiziksel görünümü ve yaydığı enerji belirli ideallere uyduğunda, beynin anında güçlü bir çekim hissi yaratabildiğini kanıtlamıştır. Bu, hızlı bir değerlendirme ve idealizasyon sürecidir.

16. Göz Teması Aşık Olmayı Tetikleyebilir
Uzun süreli ve derin göz teması, partnerler arasında güçlü bir duygusal bağ oluşturabilir. Psikolog Dr. Elaine Aron’un yaptığı bir deney, birbirlerinin gözlerinin içine belirli bir süre bakan iki yabancının, aralarında anlamlı bir yakınlık ve çekim hissettiğini göstermiştir.
17. Aşk Mantıksız Davranışlara Neden Olabilir
Aşık olduğunuzda beyninizin ön korteksi (rasyonel karar vermeden sorumlu bölge) ve amigdala (korku ve tehdit algısı merkezi) daha az aktif hale gelir. Bu durum, neden aşıkken daha cesur, pervasız ve bazen de “aptalca” olarak nitelendirilebilecek kararlar aldığımızı bilimsel olarak açıklar.
18. Aşka Yaklaşımınız Bağlanma Stilinizle İlişkilidir
Çocuklukta ebeveynlerinizle veya bakım verenlerinizle kurduğunuz ilişki, yetişkinlikteki romantik ilişkilerinizi de şekillendirir. Güvenli, kaygılı veya kaçıngan gibi farklı bağlanma stilleri, partnerinizle nasıl iletişim kurduğunuzu, çatışmaları nasıl çözdüğünüzü ve yakınlığa nasıl yaklaştığınızı belirler.
19. Anneniz Aşk Hayatınız Hakkında Sizden Daha İsabetli Tahminler Yapabilir
Bir üniversitede yapılan araştırma, öğrencilerin ebeveynlerinin ve yakın arkadaşlarının, ilişkilerinin geleceği hakkında kendilerinden daha objektif ve doğru tahminlerde bulunduğunu ortaya koymuştur. Aşık olan kişi durumu idealize etme eğilimindeyken, dışarıdan bir gözlemci daha gerçekçi bir bakış açısına sahip olabilir.
20. Ter Kokusu Çekimde Rol Oynayabilir
İnsan teri, potansiyel partnerleri çekebilen kimyasal sinyaller olan feromonları içerir. Vücut kokusu, genetik uyumluluk hakkında bilinçdışı ipuçları taşıyabilir ve birine karşı ani bir çekim veya itilme hissetmenizin altında yatan nedenlerden biri olabilir.
21. Aşk, Mutluluğun Merkezindedir
Harvard Üniversitesi tarafından yürütülen 75 yıllık bir çalışma, uzun ve mutlu bir yaşamın sırrının para ya da şöhret değil, kaliteli ve sevgi dolu ilişkiler olduğunu kanıtlamıştır. İnsanlar hayatlarındaki en mutlu anları anlatırken, neredeyse her zaman sevdikleriyle yaşadıkları deneyimlerden bahsederler.
22. Aşk Korkusu (Filofobi) Gerçek Bir Durumdur
Aşık olmaktan veya duygusal bir bağ kurmaktan yoğun bir şekilde korkmak, “Filofobi” olarak bilinen bir anksiyete bozukluğudur. Bu durum, geçmişte yaşanan travmatik deneyimler veya reddedilme korkusu nedeniyle ortaya çıkabilir ve kişinin sağlıklı ilişkiler kurmasını engelleyebilir.
23. Sevgi Dilleri, Sevgiyi İfade Etme Biçimimizdir
Psikolog Gary Chapman’ın teorisine göre, insanlar sevgilerini beş temel dilde ifade eder ve anlarlar: onay sözleri, kaliteli zaman, hediye alma, hizmet eylemleri ve fiziksel temas. Partnerinizin ve sizin sevgi dilini bilmek, ilişkinin iletişim kalitesini artırır.
24. Öpüşmek İlişki Doyumunu Artırır
Öpüşmek, sadece bir sevgi göstergesi değil, aynı zamanda partnerler arasındaki bağı güçlendiren biyokimyasal bir eylemdir. Düzenli olarak öpüşen çiftlerin, ilişkilerinden daha fazla doyum sağladığı ve stres seviyelerinin daha düşük olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
25. Kırık Kalp Sendromu Ölümcül Olabilir
Yoğun duygusal stresin tetiklediği ve “Takotsubo Kardiyomiyopatisi” olarak da bilinen “Kırık Kalp Sendromu” gerçektir. Sevdiği birini kaybetmek gibi travmatik bir olay yaşayan kişilerde, kalbin geçici olarak zayıflaması ve ciddi sağlık sorunları yaşanması mümkündür.
26. Aşk Hormonları Bağı Güçlendirir
“Sarılma hormonu” olarak bilinen oksitosin ve “mutluluk hormonu” dopamin, romantik bağların kurulmasında ve sürdürülmesinde kritik rol oynar. Bu hormonlar, partnerler arasında güven, sadakat ve bağlılık duygularını pekiştirir.

27. İnsanlar Genellikle Hazır Olduklarında Aşık Olurlar
Aşk tamamen tesadüfi olmayabilir. Yapılan yeni bir araştırma, bir kişinin aşık olmaya “arzulu ve hazır” olmasının, “ilk görüşte aşk” gibi deneyimleri tetikleyebileceğini öne sürmektedir. Yani, aşka açık olmak, aşkı bulma olasılığını artırabilir.
28. Aşk Partnerinizin Hareketlerini Tahmin Etmenizi Sağlar
Aşık olduğunuzda beyindeki “ayna nöronlar” daha aktif hale gelir. Bu nöronlar, empati kurmamızı ve başkalarının niyetlerini anlamamızı sağlar. Bu sayede, uzun süreli ilişkilerde partnerinizin ne düşündüğünü veya ne yapacağını önceden sezme yeteneğiniz gelişir.
29. Aşk Fiziksel Sağlığı İyileştirir
Sağlıklı ve sevgi dolu bir ilişki içinde olan kişilerin kalp sağlığının daha iyi olduğu kanıtlanmıştır. Yapılan bir çalışma, mutlu bir evliliği olan kişilerin kalp krizi geçirme riskinin, bekar veya mutsuz bir evliliği olanlara göre daha düşük olduğunu göstermiştir.
30. Gerçek Aşkın Ömrü Uzun Olabilir
Aşkın zamanla biteceği fikri bir yanılgı olabilir. Stony Brook Üniversitesi’nde yapılan bir beyin görüntüleme çalışması, uzun yıllardır birlikte olan ve hala birbirlerine aşık olduklarını söyleyen çiftlerin beyin aktivitelerinin, yeni aşık olmuş çiftlerle neredeyse aynı olduğunu göstermiştir.
31. Beyin, Kime Aşık Olacağınıza Karar Verebilir
Romantik çekim, beynin belirli bölgelerindeki aktiviteye bağlıdır. Bu süreç bazıları için anlık gerçekleşirken, bazıları için zaman alabilir. Beynimiz, potansiyel bir partneri genetik uyumluluk, sağlık ve diğer bilinçdışı faktörlere göre saniyeler içinde tarayarak bir “çekim kararı” verebilir.
Aşkın Bilimine Dair Son Düşünceler
Bu 31 psikolojik gerçek, aşkın sadece şiirlere ve şarkılara konu olan soyut bir duygu olmadığını, aynı zamanda biyoloji, kimya ve psikolojinin karmaşık bir dansı olduğunu gösteriyor. Aşkın ardındaki bu bilimsel gerçekleri anlamak, onu daha az büyülü kılmaz; aksine, bu güçlü duyguyu daha bilinçli ve derin bir şekilde yaşamamıza yardımcı olabilir. İlişkilerimizi yönetirken, partnerimizi anlamaya çalışırken ve kendi duygusal tepkilerimizi çözümlerken bu bilgiler bize değerli bir rehber sunar.




Harika bir yazı, anladıklarımı hemen özetliyorum: Öncelikle aşkın sadece bir duygu değil, aynı zamanda karmaşık bir psikolojik ve biyokimyasal süreç olduğunu kabul edeceğim. Sonrasında aşkın insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde yorumlandığını ve her neslin onu anlamlandırmaya çalıştığını aklımda tutacağım. Son olarak Shakespeare’in sözünden yola çıkarak aşkın sadece gözle görülene değil, zihnin derinliklerine de bağlı olduğunu unutmayacağım ve ilişkilerimde bu derinliği aramaya özen göstereceğim.
yorumunuz için teşekkür ederim, yazıdaki ana noktaları bu kadar net bir şekilde özetlemeniz harika. aşkın sadece duygusal bir coşku olmadığını, aynı zamanda bilimsel ve felsefi boyutları da olduğunu vurgulamaya çalışmıştım. söylediğiniz gibi, farklı dönemlerde aşkın farklı anlamlar kazanması ve her birimizin kendi deneyimlerimizle bu anlamı yeniden şekillendirmesi de bu sürecin bir parçası. shakespeare’in o güzel sözüyle aşkın sadece yüzeysel olmadığını, derinlikli bir bağ gerektirdiğini hatırlatmak istedim. umarım bu bakış açısı ilişkilerinize olumlu bir katkı sağlar. profilimden diğer yazılarına da göz atabilirsiniz.
Aşkın psikolojik boyutuna dair bu kadar çok ilginç gerçeği bir arada görmek gerçekten şaşırtıcı. Özellikle de “aşkın beyinde yarattığı kimyasal etkiler” kısmı çok dikkat çekici. Peki bu kimyasal etkilerin uzun vadede, yani ilişkinin ilerleyen evrelerinde değişimi nasıl oluyor? Başlangıçtaki o yoğun tutku zamanla yerini daha farklı bir kimyasal dengeye mi bırakıyor, yoksa beyin aynı yoğunlukta tepki vermeye devam mı ediyor? Bu konuda biraz daha detaylı bilgi verebilir misiniz?
yorumunuz beni çok mutlu etti, teşekkürler. aşkın beyinde yarattığı kimyasal etkilerin uzun vadede nasıl bir değişim gösterdiği konusu gerçekten de merak uyandırıcı. başlangıçtaki o yoğun tutku hali, zamanla yerini daha sakin ve güvenli bir bağa bırakabilir. bu durum, beynimizdeki dopamin ve oksitosin gibi hormonların salınımında meydana gelen değişikliklerle açıklanabilir. zamanla, bu hormonların etkisi azalabilir ancak yerini sevgi, bağlılık ve güven gibi daha kalıcı duygular alır. bu değişim, ilişkinin derinleşmesi ve partnerler arasındaki bağın güçlenmesiyle ilgilidir. bu konuda daha fazla bilgi edinmek isterseniz, profilimden yayınlamış olduğum diğer yazılara göz atabilirsiniz.
Sağolun hocam, çok iyi bilgiler. Benim sevgilimde de bazen bu tür hatalar oluyor, özellikle zihnin aşkı nasıl etkilediği konusunda. Bu yazıyı ona da okutacağım, belki biraz daha farkındalık kazanırız. Güzel paylaşım için teşekkürler!
rica ederim, bu bilgilerin faydalı olduğunu duymak beni çok mutlu etti. sevgilinizle birlikte bu konuyu konuşmanız ve farkındalık kazanmanız harika olur. aşkın zihinsel etkileri gerçekten de çok derin ve bazen gözden kaçabilen detaylar barındırıyor. umarım yazım size ve sevgilinize bu konuda yardımcı olur. profilimden yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atabilirsiniz. güzel yorumunuz için tekrar teşekkürler!
Çok güzel bir yazı olmuş, ancak belirtmek isterim ki aşkın psikolojisi üzerine yapılan araştırmalar, “aşk acısının fiziksel acıyla aynı beyin bölgelerini aktive ettiği” tespitinin daha ziyade yoğun ayrılık sonrası yaşanan akut dönemde geçerli olduğunu göstermektedir. Kronikleşmiş ve uzun süreli aşk acısı durumlarında ise beyindeki farklı bölgelerin devreye girdiği ve bu durumun depresif semptomlarla daha yakından ilişkili olduğu yönünde bulgular mevcuttur. Bu ayrım, aşk acısının farklı evrelerinin psikolojik süreçlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
yorumun için çok teşekkür ederim. aşk acısının psikolojisi üzerine eklediğin bu değerli bilgiler yazıma bambaşka bir boyut kattı. belirttiğin gibi, akut ayrılık sonrası yaşanan yoğunluğun beyinde yarattığı etki ile kronikleşmiş aşk acısının depresif semptomlarla ilişkisi arasındaki ayrım gerçekten de konuyu daha derinlemesine anlamamızı sağlıyor. bu tür bilimsel dayanaklı yorumlar benim için çok kıymetli. umarım diğer yazılarımı da okursun, profilimde yayınlanmış pek çok farklı konuya değindiğim yazı bulabilirsin.
oha, 31 tane mi? ben 3 tanesini bile zor hazmediorum. aşık olunca beyin sanki tatile çıkıyo, mantık falan hak getire. bu psikolojik gerçekler deyil de sanki aşkın kullanım kılavuzu gibi olmuş, okuyunca aşık olasım kaçtı resmen. neyse, en azından yalnız ölmeyeceğimi garantilemiş oldum sayenizde, eyvallah.
anlaşılan yazımızdaki o 31 madde bayağı şaşırtmış. aşkın o mantık dışı hallerini, beynin tatile çıkmasını hepimiz iyi biliriz, o yüzden o maddeleri hazmetmek bazen zorlayıcı olabiliyor. aşkın bir kullanım kılavuzu gibi görünmesi de aslında bir iltifat sayılır, çünkü amacı biraz da o karmaşık duyguları anlamlandırmaya çalışmaktı. okuyunca aşık olma isteğinizin kaçmasına sebep olsa da, yalnızlık garantisi vermesi bile güzel bir yanı olmuş. değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim, profilimden yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atabilirsiniz.
Elinize sağlık, gerçekten ÇOK bilgilendirici bir yazı olmuş! Aşk gibi karmaşık bir konuyu psikolojik gerçeklerle ele almanız inanılmaz değerli. Okurken hem öğrendim hem de keyif aldım. Bu tür içeriklerin insanlara çok şey katacağına eminim.
Bu konuya bu kadar detaylı ve anlaşılır bir şekilde değinmeniz takdire şayan. Kesinlikle çevremdeki herkese tavsiye edeceğim. Emeğinize sağlık, bu tarz faydalı ve düşündürücü yazıların devamını bekliyorum!
yorumunuz için çok teşekkür ederim. aşk gibi hassas bir konuyu psikolojik boyutlarıyla ele alıp size bu denli faydalı ve keyifli gelmesi beni çok mutlu etti. bu konudaki düşüncelerimi bu kadar detaylı ve anlaşılır bir şekilde aktarabildiğimi düşünmek harika. bu tarz içeriklerin insanlara dokunması ve onları düşünmeye sevk etmesi benim için en büyük motivasyon kaynağı. çevrenizdekilerle de paylaşmanız beni ayrıca onurlandırdı. profilimden yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atmanızı tavsiye ederim.
Bu yazıyı okurken içimde tarifsiz bir hüzün oluştu. Aşkın karmaşıklığına dair anlatılanlar, hayatımın bazı dönemlerini gözümde canlandırdı… Özellikle de o belirsizlik anları, karşılıksız kalma korkusu… Bunları okurken gerçekten çok etkilendim ve duygulandım. Sanki bir zamanlar yaşadığım o yoğun duyguları yeniden yaşıyor gibiyim. Aşkın insanı nasıl da farklı birine dönüştürdüğünü, bazen de ne kadar acıtabildiğini derinden hissettim. Yazarın bu konuyu bu kadar içtenlikle ele alması, beni derinden etkiledi.
yorumunuz için çok teşekkür ederim. aşkın karmaşıklığına dair satırların sizde böyle derin bir yankı uyandırması, duygulandırması beni ayrıca mutlu etti. hayatımızın farklı dönemlerinde yaşadığımız o belirsizlikler, karşılıksız kalma korkuları ve aşkın dönüştürücü, bazen de acıtan gücü üzerine düşüncelerinizi paylaşmanız çok kıymetli. bu konuyu içtenlikle ele aldığımı belirtmeniz de benim için büyük bir iltifat. umarım profilimdeki diğer yazıların da ilginizi çekecektir.