Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı: Kişilik Gelişimine Yeni Bir Bakış
İnsanlık tarihi boyunca, bireylerin karmaşık davranışlarını ve benzersiz özelliklerini anlama çabası hiç dinmemiştir. İnsanların davranışları, ilgileri, yetenekleri ve ruhsal yapıları, onları diğerlerinden ayıran ve özgün kılan unsurlardır. Bu farklılıkların anlaşılması, kişilik kavramının doğmasına ve bu kavramın derinlemesine incelenmesine zemin hazırlamıştır. Kişilik, bireyin iç dünyasını ve dış dünyayla etkileşimini şekillendiren karmaşık bir yapıdır.
Kişiliğin oluşumunda rol oynayan faktörlerin çeşitliliği ve karmaşıklığı, bu konudaki farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bedensel, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin kişiliği ne ölçüde etkilediği sorusu, antik çağlardan günümüze kadar tartışılagelmiştir. Bu tartışmalar, kişiliği beden yapısı ve kimyasına göre sınıflandıran Hipocrates’ten, günümüzdeki modern psikoloji yaklaşımlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede yer almaktadır. 19. ve 20. yüzyıllarda bu alandaki çalışmalar önemli bir ivme kazanmıştır.
Sosyal Öğrenme Kuramı’nın Temelleri
Bu makalede, kişiliğin oluşumu ve gelişimiyle ilgili önemli bir kuram olan “Sosyal Öğrenme Kuramı” ve bu kuramın önde gelen savunucusu Albert Bandura’nın görüşleri ele alınacaktır. Bandura’nın kuramı, öğrenme süreçlerinin kişiliğin şekillenmesindeki rolünü vurgulayarak, davranışçı yaklaşımlara yeni bir boyut kazandırmıştır.
Albert Bandura, 1925 yılında Kanada’da doğmuştur. Akademik hayatına British Columbia Üniversitesi’nde başlamış ve daha sonra Iowa Üniversitesi’nden doktora derecesini almıştır. Kariyerinin büyük bir bölümünü Stanford Üniversitesi’nde geçirmiş ve 1974 yılında Amerikan Psikoloji Derneği’nin başkanlığını yapmıştır. Bandura, psikoloji alanına yaptığı katkılarla tanınan önemli bir figürdür.
- Gözlem yoluyla öğrenme
- Model alma
- Öz yeterlilik
- Karşılıklı belirleyicilik
- Bilişsel süreçlerin önemi
- Davranışın sosyal bağlamı
- Pekiştirmenin rolü
- Cezanın etkisi
- Kişiliğin esnekliği
- Çevrenin önemi
Bandura’nın kuramı, öğrenmenin sadece doğrudan deneyimlerle değil, aynı zamanda başkalarını gözlemleyerek de gerçekleştiğini savunur. Bu yaklaşım, kişiliğin oluşumunda sosyal etkileşimlerin ve çevrenin önemini vurgular. Sosyal Öğrenme Kuramı, kişilik psikolojisi alanında önemli bir yere sahiptir.
Davranışçı Yaklaşımın Sosyal Öğrenmeye Etkisi
Bandura’nın görüşlerini anlamak için, kuramının dayandığı davranışçı yaklaşımı incelemek önemlidir. Davranışçı yaklaşım, insanın gözlemlenebilir ve ölçülebilir davranışlarının bilimsel olarak incelenebileceğini savunur. Bu yaklaşım, klasik ve edimsel şartlanma gibi öğrenme türlerini temel alır.
Davranışçı yaklaşımda, klasik şartlanma, nötr bir uyarıcının şartsız bir uyarıcı ile eşleştirilmesiyle gerçekleşir. Pavlov’un köpeği deneyi, bu duruma klasik bir örnektir. Edimsel şartlanma ise, bir davranışın pekiştirilerek tekrarlanma olasılığının artırılmasını ifade eder.
Edimsel Şartlanmanın Kişilik Üzerindeki Rolü
Edimsel şartlanmada, pekiştirme, bir davranışın yapılma olasılığını artıran ödül veya ceza niteliğindeki herhangi bir uyarıcıdır. Birçok kişilik özelliği, edimsel şartlanma yoluyla kazanılır. Skinner’e göre, bir davranış ödüllendirilirse, bu davranış öğrenilir ve kişinin ileride bu davranışı kullanma olasılığı artar. Bu nedenle, ödüllendirme ve ceza, davranışların şekillenmesinde önemli bir rol oynar.
Edimsel şartlanma kuramı, insan davranışlarının hangi uyarıcılarla azaldığını veya arttığını açıklarken, insanın zihinsel süreçlerine yeterince yer vermemektedir. Bu durum, sosyal öğrenme kuramının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Sosyal Öğrenme Kuramı’nın Doğuşu
Sosyal öğrenme kuramının öncüleri arasında E. Miller, J. Dollard ve A. Bandura bulunmaktadır. Miller ve Dollard’a göre, birey çevresindekilerin davranışlarını ve bu davranışların sonuçlarını gözlemler. Gözlediği davranışlardan sonucu olumlu olanları taklit ederken, sonucu olumsuz olanları taklit etmez. Bu anlamda, model alma bir tür edimsel şartlanmadır.
Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı’na Katkıları
Bandura, davranışçı yaklaşımı benimsemekle birlikte, kişiliğin oluşumunda davranışsal, bilişsel ve çevresel etkilerin sürekli birbiriyle etkileşim halinde olduğunu savunur. Gözlemsel öğrenme, davranışların kazanılması açısından önemli bir olgudur. Bandura’ya göre, gözlem yoluyla öğrenme sadece bireyin diğerlerinin davranışlarını taklit etmesi değil, aynı zamanda etrafındaki olayları bilişsel süreçlerle kavramasıyla oluşan bilgidir. Burada gözlem yoluyla öğrenme ile taklit yoluyla öğrenme farklı kavramlardır.
Bandura, Skinner’in klasik ve edimsel şartlanma ile ilgili görüşlerine karşı çıkmamakla birlikte, insanın öğrenmesinin sosyal bir çevre içinde olduğunu, çocukların önemli davranış kazanma yaşantılarının başkalarını gözlemleyerek oluştuğunu söylemektedir. Bu sürece “Gözlem Yoluyla Öğrenme” adını vermektedir. Kişilik, başkalarının davranışını gözleme yoluyla öğrenilmiş davranışlar örüntüsüdür. Olumlu sözler ile hayatına yeni bir yön verebilirsin.
Modelleme Yoluyla Öğrenme
Bandura’nın kuramında, modelleme (veya gözlem) yoluyla öğrenme, bireyin herhangi bir duruma tepki vermeyi, uygun davranımı yapmayı başkalarını gözlemleyerek öğrenmesi ve kişiliğinin bu şekilde şekillenmesidir. Yapılan araştırmalar, çocukların bir gruba şişirilmiş oyuncaklarla oynayan çocukların yer aldığı bir film gösterildiğinde, oyuncakları patlatan ve cezalandırılmayan çocukları model aldıklarını göstermiştir. Bu durum, modellemenin davranışlar üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır.
- Dikkat Süreci
- Akılda Tutma Süreci
- Davranış Üretim Süreci
- Güdülenme Süreci
Bandura’ya göre davranışsal, bilişsel ve çevresel etkilerin kişiliğin örüntüsünü oluşturduğunu şu şemayla gösterebiliriz: B (Davranış) = P (Algı ve Eylemleri Etkileyen Bilişsel ve İçsel süreçler) + E (Dış Çevre). Bu şema, karşılıklı belirleyiciliğin önemini vurgulamaktadır.
Sosyal Öğrenmenin Rolü
Bandura, 1966’da Moskova’da yapılan XVIII. Uluslararası Psikoloji Kongresinde “Kişiliğin Gelişmesinde Başkasının Etkisiyle Olan Öğrenmenin Rolü” başlıklı makalesinde, sosyal öğrenme kuramına dayanarak yapılan araştırmaların, öğrenme olaylarının başkalarının etkisine bağlı bir temel üzerinde oluştuğunu göstermiştir. Bu temel, sosyal modellere bağlı davranışın ve bunun pekiştirici sonuçlarının gözlenmesiyle kurulur.
Bandura’ya göre, çocuklar ilişkide bulundukları her modelin kişilik karakteristiklerini tekrarlamadıkları gibi, yöneltici kimselerin gösterdikleri her elemanı da taklit etmezler. Benzetilen davranışın içerik ve derecesinin belirlenmesinde, modelin saygınlığının, eğitim ile elde edilen niteliklerin, sosyal güçlerin, modelin davranışı sonucu olarak ceza ve ödülün çok etkili olduğu görülmüştür.
Sosyal Öğrenme Kuramı’nın Eğitim ve Psikoterapi Alanlarındaki Uygulamaları
Bandura’ya göre, insanın davranışlarını yalnızca pekiştirme yoluyla biçimlendirme olarak veya zincirleme yoluyla pekiştirerek değil; bilişsel, davranışsal ve çevresel faktörlerin karşılıklı etkileşimleri ile açıklayabiliriz. Birey günlük yaşamda her aşama için uzun uzun uğraşmayıp ilgili davranışı yapan birisini model alarak öğrenir. Bu da gözlem yoluyla öğrenmedir. Anksiyete ile başa çıkma yollarını öğrenmek için de sosyal öğrenme kuramından faydalanabiliriz.
Gözlem yoluyla öğrenme, Miller ve Dollard’ın savunduğu, pekiştirilen bir davranışın taklit edilmesi kadar basit bir olgu değildir. Gözlemin ayrıca bireyi bilgilendirme işlevi de vardır; birey gözlemlediği davranışlardan sonuçlar çıkararak, kendine yararlı olacak durumlarda davranışı göstermektedir.
Gözlem Yoluyla Öğrenmeyi Etkileyen Süreçler
Bandura’nın gözlem yoluyla öğrenmeyi etkileyen bileşik süreçleri şunlardır:
- Dikkat Etme ile İlgili Süreçler
- Akılda Tutma Süreçleri
- Davranış Üretim Süreçleri
- Güdülenme ile İlgili Süreçler
Sosyal Öğrenmenin Eğitimdeki Rolü
Eğitimde, sosyal davranışlarda, bireyin cezalandırılan davranışları diğer bireylerin o davranıştan kaçınmalarına yol açar ya da ödüllendirilmesi davranışa yaklaşmalarına yol açar. İstenmeyen davranışın hoş görülmesi, davranışı yapma eğilimindeki diğer bireylerin davranışı yapma olasılıklarını artırır. Psiko-motor becerilerin öğrenilmesinde model davranışın, ardışıklığı içeren bir bütünlük içinde algılanması, davranışın yapılmasında parçalar arasındaki ilişkinin kurulmasını kolaylaştırır.
Sosyal Öğrenme Yaklaşımına Yöneltilen Eleştiriler
Sosyal öğrenme kuramının kişiliği açıklamasıyla ilgili eleştirilerin başında kişiliğin sürekliliğini, değişmezliğini açıklayamaması gelmektedir. Bu açıdan eleştirenlere göre kişilik, bireyin bulunduğu ortamda var olan uyarıcıların etkisi ile oluşan ve bireyin öğrenme tarihçesini yansıtan bir davranış örüntüsü değildir. Bireyler farklı durumlarda kendine özgü davranırlar ve yalnızca pekiştirme – ödülleme kavramları ile açıklanamaz.
Diğer bir eleştiri de bireyin doğuştan getirdiği biyolojik özellikleri ve genetik yapısı ile ilgilidir. Bu özellik ve faktörlerin kişiliğin oluşumunda önemli bir yeri olduğunu savunanlar, biyolojik yapıya bağlı kişilik özellikleri ve davranış eğilimlerinin açıklanmasında öğrenme kuramlarının bunun için yeterli olmayacağını belirtmektedirler.
Sonuç olarak, Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı, kişiliğin oluşumunda sosyal etkileşimlerin, gözlem yoluyla öğrenmenin ve bilişsel süreçlerin önemini vurgulayarak, kişilik psikolojisine önemli katkılar sağlamıştır. Kuram, eğitimden psikoterapiye kadar birçok alanda uygulanabilirliği ile dikkat çekmektedir.



