20. Yüzyıl Felsefesinin Ortaya Çıkışı: Toplumsal Dönüşüm ve Düşünsel Akımlar
20. yüzyıl felsefesi, insanlık tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birinde, büyük toplumsal olayların ve bilimsel devrimlerin etkisiyle şekillenmiştir. Bu dönem, önceki yüzyıllarda biriken felsefi mirasın yeniden sorgulandığı, yeni sorunlara yeni yaklaşımların geliştirildiği bir süreç olmuştur. Özellikle 18. ve 19. yüzyıl felsefesinde yaşanan köklü tartışmalar ve Batı’da başlayan düşünsel değişimler, 20. yüzyılın felsefi iklimini doğrudan etkilemiştir.
Bu makalede, 20. yüzyıl felsefesinin nasıl ortaya çıktığına, hangi tarihsel ve düşünsel arka planın bu süreci tetiklediğine odaklanacağız. Felsefe tarihi bağlamında Fransız İhtilali, Sanayi Devrimi gibi dönüm noktalarının ve 18-19. yüzyıl filozoflarının temel düşüncelerinin 20. yüzyıl akımlarına etkilerini derinlemesine inceleyeceğiz. Bilgi, varlık ve toplum üzerine yapılan sorgulamaların, pozitivizm, diyalektik materyalizm ve varoluşçuluk gibi ana akımların doğuşuna nasıl zemin hazırladığını analiz edeceğiz.
20. Yüzyıl Felsefesinin Temelleri: Tarihsel ve Düşünsel Zemin

20. yüzyıl felsefesinin anlaşılması için, öncelikle 18. ve 19. yüzyılların sosyo-politik ve entelektüel atmosferine bakmak elzemdir. Bu dönemler, insanlık tarihinde köklü değişimlerin yaşandığı, eski düzenlerin sarsıldığı ve yeni düşünce biçimlerinin yeşerdiği zamanlardır. Özellikle Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi, felsefeyi derinden etkileyen iki büyük kırılma noktası olmuştur. Bu olaylar, toplumsal yapıları, ekonomik ilişkileri ve bireyin dünyadaki yerini yeniden tanımlayarak, felsefenin sorgulama alanlarını genişletmiştir.
- Fransız İhtilali, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik gibi evrensel değerleri gündeme getirmiştir.
- İhtilal, mutlak monarşilerin ve feodal yapıların sorgulanmasına yol açmıştır.
- Sanayi Devrimi, üretim biçimlerini ve toplumsal sınıfları değiştirmiştir.
- Devrim, kentleşme, işçi sınıfının doğuşu ve sosyal sorunları beraberinde getirmiştir.
- 19. yüzyıldaki fikir hareketleri, toplumsal sınıf mücadelelerinin temelini oluşturmuştur.
- Devletler arası savaşlar, milliyetçilik akımlarının yükselişine neden olmuştur.
- Sosyoekonomik ve politik değişimler, felsefenin yeni sorular sormasını sağlamıştır.
- Bu gelişmeler, 1. ve 2. Dünya Savaşları gibi küresel felaketlere yol açmıştır.
- Felsefe, bu felaketlerin nedenlerini ve insanlığın geleceğini sorgulamıştır.
- 18-19. yüzyıl felsefesi, aydınlanmacı düşüncenin birikimini sorgulamıştır.
- Aydınlanma filozoflarının fikirleri, 20. yüzyıl felsefesine geçişi sağlamıştır.
Bu dönemde yaşanan köklü değişimler, felsefenin bilgi, varlık, insan ve toplum üzerine odaklanmasını sağlamış, yeni felsefi akımların doğuşuna zemin hazırlamıştır.
18-19. Yüzyılın Bilgi ve Varlık Tartışmaları

18. ve 19. yüzyıl felsefesi, felsefenin ortaya çıkışından itibaren biriken felsefi, bilimsel ve sosyokültürel birikimin, özellikle aydınlanmacı filozoflar tarafından sorgulandığı bir dönem olarak karşımıza çıkar. Bu dönemde, bilimsel gelişmeler, özellikle matematik ve fizik alanındaki ilerlemeler, felsefede “kesin bilgi” arayışını tetiklemiştir. Bilginin doğası, gerçeğin ne olduğu ve nasıl bilinebileceği, bu dönemin ana problemlerini oluşturmuştur. Bu sorgulamalar, bilgi ve varlık üzerine yoğunlaşan çeşitli felsefi sistemlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Descartes ve Rasyonalizm: “Düşünüyorum, o halde varım.”
Modern felsefenin babası olarak kabul edilen René Descartes, kendi varlığını sorgulayarak, açık ve seçik bilginin ancak akıl yoluyla elde edilebileceğini savunmuştur. Ona göre, bu bilgiler doğuştan akılda mevcuttur ve gerçekliğin, dolayısıyla tüm varlıkların bilgisine akıl yoluyla ulaşılabilir. Descartes’ın rasyonalist yaklaşımı, felsefede bilginin kaynağına dair önemli bir tartışma başlatmıştır.
Locke ve Deneycilik: “İnsan zihni doğuştan boş bir levhadır.”
John Locke, Descartes’ın doğuştan bilgiler görüşüne karşı çıkarak, insan zihninin doğuştan boş bir levha (tabula rasa) olduğunu ileri sürmüştür. Bilgilerin duyu verileri sayesinde sonradan kazanıldığını savunan Locke’a göre, insan, duyu yoluyla deneyimleyemediği nesnelerin özelliklerini bilemez. Bu empirist yaklaşım, bilginin kaynağı olarak deneyimi öne çıkarmıştır.
Kant ve Eleştirel Felsefe: “Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür.”
Immanuel Kant, rasyonalizm ve deneycilik arasındaki tartışmayı sentezleyerek yeni bir boyut kazandırmıştır. Bilgi görüşünde, görünen dünya (fenomen) ile kendinde şey (numen) arasına bir sınır koymuştur. Kant’a göre, insan nesnelerin kendinde olan özelliklerini asla bilemez. Bilgi, varlıkların deneyimlenmesi sonucunda, akılda doğuştan var olan formlarla işlenmesiyle oluşur. Kant’ın bu eleştirel felsefesi, 20. yüzyıl akımlarının ortaya çıkmasında önemli bir zemin hazırlamıştır.
Hegel ve Diyalektik İdealizm: “Gerçek olan akılsal, akılsal olan gerçektir.”
Kant’ın bilgiyi varlığın önüne almasını eleştiren Georg Wilhelm Friedrich Hegel, felsefenin öncelikle varlığı konu alması gerektiğini savunmuştur. Ona göre felsefe, varlığın felsefesi olabilir ve insan, felsefe aracılığıyla nesnenin arkasındaki ideyi (fikri) kavrayabilir. Bu kavrama, kavramlar aracılığıyla mümkündür ve tarihin gerçeğini ifade eden bu kavramlara ulaşmanın yolu felsefedir. Hegel’in diyalektik idealizmi, varlığın ne olduğunun felsefenin görevi olduğunu vurgulamıştır.
Comte ve Pozitivizm: “İnsanlık teolojik ve metafizik dönemi bitirmiş, pozitivist döneme girmiştir.”
Auguste Comte, materyalist anlayışa dayalı pozitivizm görüşünü ileri sürerek, metafiziği reddetmiştir. Pozitivizm, olgunun dışında gerçek hiçbir şey olmadığını ve ancak deneye dayalı bilimsel bilginin gerçeğin bilgisini içerdiğini savunur. Yani onlara göre gerçek olan olgusaldır. Bu yaklaşım, 20. yüzyıl felsefesinin bilimle olan etkileşimi açısından büyük önem taşımıştır. Mantıkçı pozitivizm, bu bağlamda önemli bir akım olarak yükselmiştir.
Marx ve Diyalektik Materyalizm: “İnsan doğaya ne kadar yabancılaşırsa o kadar toplumsallaşır, ne kadar toplumsallaşırsa da o kadar kendine yabancılaşır.”
Hegel felsefesine yaptığı itirazın yanı sıra materyalizm ve pozitivizm düşüncelerinden etkilenen Karl Marx, sosyalist düşüncenin öncülerinden biri olmuştur. Marx’ın görüşleri diyalektik materyalizme dayanır. Hegel’in diyalektik düşüncesini “baş aşağı” olduğunu ifade ederek, diyalektiği ekonomi temelinde insanlık tarihine uygulamıştır. Böylece Hegel’in tarihsel idealizmini, ekonomi temelinde tarihsel materyalizme dönüştürmüştür. Marx’ın bu yaklaşımı, toplumsal yapı ve ekonomik ilişkilerin felsefi düşünce üzerindeki etkisini vurgulamıştır.
Kierkegaard ve Varoluşçuluğun Temelleri: “Ne olduğun gerçeğiyle yüzleş, çünkü seni değiştirecek olan şey odur.”
19. yüzyılda Almanya’da Hegel felsefesine karşı çıkan diğer bir önemli filozof da Søren Kierkegaard’dır. Kierkegaard’ın önemi, sadece Hegel felsefesine itirazda bulunması değil; aynı zamanda 20. yüzyıl felsefesini derinden etkilemesi ve varoluşçu felsefe akımının öncülerinden biri olmasıdır. Kierkegaard’ın Hegel’e eleştirisi, genel olarak Hegel’in felsefesinde bireyin öznel olarak var olma şansının olmadığı yönündedir. Hegel’in akılla gerçeği birbirine eşlemesi noktasında nesnel bir sistem kurduğunu ve bu sistemde öznel bir varoluşa yer vermediğini belirtir. Dolayısıyla Kierkegaard, nesnel gerçeklik görüşünün karşısına öznel gerçeklik görüşünü çıkarır. Ona göre gerçek olan varoluştur. Bu düşünceler, bireyin öznel deneyimini ve varoluşsal kaygılarını merkeze alan 20. yüzyıl varoluşçuluğuna zemin hazırlamıştır.
Kierkegaard’ın Hegel’e yönelttiği eleştiri, felsefe tarihindeki en önemli kırılma noktalarından birini temsil eder. Nesnel sistemlerin bireyi göz ardı etme eğilimine karşı, öznel deneyimin ve varoluşun önceliğini vurgulaması, insanlık durumuna dair derinlemesine bir bakış açısı sunmuştur. Bu, benim felsefi yolculuğumda da bireyin özgünlüğünü ve kendi anlamını yaratma sorumluluğunu anlamamda kritik bir rol oynamıştır.
20. Yüzyıl Akımlarına Geçiş: Pozitivizm, Diyalektik Materyalizm ve Varoluşçuluk

18-19. yüzyıl felsefi tartışmaları, 20. yüzyıl felsefesinin ana akımlarını şekillendirmiştir. Bu akımlar, dönemin toplumsal ve bilimsel gelişmelerine, önceki felsefi sistemlere verilen yanıtlara ve yeni ortaya çıkan problemlere karşı geliştirilen çözümlere dayanmaktadır.
Pozitivizm, bilimsel bilginin tek geçerli bilgi türü olduğu ve metafiziğin reddedilmesi gerektiği fikriyle 20. yüzyılın düşünce iklimini etkilemiştir. Deneye dayalı, gözlemlenebilir gerçekliğe odaklanan bu akım, bilim felsefesi ve mantık alanlarında önemli tartışmalar başlatmıştır.
Diyalektik Materyalizm, Marx’ın geliştirdiği bir felsefe olarak, toplumsal değişimi ve tarihi ekonomik temeller üzerinden açıklar. Üretim ilişkileri, sınıf mücadeleleri ve diyalektik yöntem, bu akımın temel kavramlarıdır. 20. yüzyılda siyasi ve toplumsal hareketleri derinden etkilemiştir.
Varoluşçuluk, Kierkegaard’ın bireyin öznel varoluşuna yaptığı vurguyla temelleri atılmış, 20. yüzyılda Jean-Paul Sartre, Albert Camus gibi filozoflarla zirveye ulaşmıştır. Bu akım, insanın özgürlüğünü, sorumluluğunu, kaygılarını ve yaşamın anlamını sorgulamasını merkeze alır. Bireyin kendi varoluşunu yaratma sorumluluğu, varoluşçuluğun temel tezlerinden biridir.
Bu üç ana akım, 20. yüzyıl felsefesinin çeşitliliğini ve derinliğini yansıtan önemli kilometre taşlarıdır. Her biri, dönemin insanına ve toplumsal koşullarına dair farklı bir perspektif sunmuş, felsefi düşünceye yeni kapılar açmıştır.
Sonsuz Bir Sorgulama: 20. Yüzyıl Felsefesinin Mirası
20. yüzyıl felsefesi, sadece belirli akımların ve düşünürlerin bir toplamı değil, aynı zamanda insanlık durumuna dair sürekli bir sorgulamanın ifadesidir. Bu dönem, bilimin ve teknolojinin ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan etik sorunlar, küresel savaşların yarattığı varoluşsal boşluklar ve toplumsal dönüşümlerin getirdiği yeni kimlik arayışları gibi konularla yüzleşmiştir. Felsefe, bu süreçte sadece anlam arayışını değil, aynı zamanda insanın sorumluluğunu ve eylemlerinin sonuçlarını da merkeze almıştır.
Bu yüzyılın felsefi mirası, bize sadece geçmişi anlamak için değil, aynı zamanda içinde yaşadığımız dünyayı ve kendimizi daha derinlemesine sorgulamak için güçlü araçlar sunar. Geçmişin tartışmaları, günümüzün karmaşık sorunlarına ışık tutarken, felsefenin evrensel ve zamansız doğasını bir kez daha gözler önüne serer.




çok bilgilendirici bir yazı olmuş, teşekkürler 🙂
Yorumunuz için ben teşekkür ederim. Yazımın faydalı olduğunu duymak beni mutlu etti. Yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atmanızı dilerim.
Çok güzel bir yazı olmuş, 20. yüzyıl felsefesinin karmaşık yapısını ve toplumsal bağlamını başarılı bir şekilde ele alıyorsunuz. Ancak belirtmek isterim ki, 20. yüzyıl felsefesine yön veren bazı temel düşünürlerin ve akımların kökenleri genellikle 19. yüzyılın son çeyreğine dayanmaktadır. Özellikle Friedrich Nietzsche, Karl Marx ve Sigmund Freud gibi
Yorumunuz için teşekkür ederim. 20. yüzyıl felsefesinin karmaşık yapısını ve toplumsal bağlamını ele alırken, bahsettiğiniz düşünürlerin ve akımların 19. yüzyılın son çeyreğindeki kökenlerine değinmek gerçekten önemli bir noktaydı. Bu perspektifi yazıma katmak, konuyu daha derinlemesine incelememizi sağlayacaktır. Katkınız için minnettarım. Profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.
Bu yazıdaki iyimserlik bazen gerçeklikten kopuk duruyor. Zamanında “şimdi yap, erteleme” diye bir abla vardı bana önerdi de, o genç akılla dinlemedim. Ah aah, o zamanlar bu tecrübeyi bilseydim, kaçan fırsatların hesabını şimdi ö
Yorumunuz için teşekkür ederim. hayatın getirdiği tecrübelerle geçmişe dönüp baktığımızda, bazen kaçırdığımız fırsatları görmek doğal. ancak önemli olan, o tecrübelerden ders çıkararak geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlemek. iyimserlik, bana göre, bu adımları atarken bize güç veren bir araçtır.
umarım diğer yazılarıma da göz atarsınız.
Elinize sağlık, gerçekten çok değerli bir yazı olmuş! Bu derin konuya bu kadar açıklıkla değinmeniz harika. Anlattıklarınız sayesinde birçok şeyi daha iyi anladım ve bu yazı kesinlikle herkesin okuması GEREKEN bir içerik.
Böylesine emek verilmiş, düşündürücü yazılar okumak çok keyifli. Emeğinize sağlık, kaleminiz daim olsun. Yeni yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum, lütfen bu tarz içeriklere devam edin.
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazımın size ulaştığını ve faydalı olduğunu görmek beni gerçekten mutlu etti. Derin konuları açıklıkla ele almayı seviyorum ve bu geri bildiriminiz, doğru yolda olduğumu gösteriyor. Okuyucularımın düşüncelerine değer veriyorum ve bu tarz içeriklere devam etme konusunda beni motive ettiniz.
Okuma keyfinizin olması ve yazımın düşündürücü bulunması benim için büyük bir onur. Kalemimin daim olması dileğinize de minnettarım. Yeni yazılarımla en kısa zamanda karşınızda olacağım. Bu arada, yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atmanızı rica ederim, belki onlar da ilginizi çeker.
çok güzel bir yazı olmuş, okurken keyif aldım 🙂
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazımın size keyif vermesi beni çok mutlu etti. Okuyucularımın beğenisini kazanmak benim için en büyük motivasyon kaynağı. Yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atmanızı rica ederim.
Elinize sağlık, harika bir yazı olmuş! Bu konuya bu kadar detaylı ve anlaşılır bir şekilde değinmeniz gerçekten çok değerli, teşekkürler. Sunduğunuz bilgiler oldukça faydalı ve düşündürücü, UFKUMU genişletti diyebilirim.
Bu yazıyı kesinlikle herkese tavsiye ederim, eminim birçok kişi için de çok aydınlatıcı olacaktır. Emeğinize sağlık, kaleminiz daim olsun. Benzer içerikleri sabırsızlıkla bekliyorum.
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazımın ufkunuzu genişlettiğini ve faydalı bulduğunuzu duymak beni çok mutlu etti. Bu kadar içten ve olumlu geri dönüşler almak, yazmaya devam etmem için büyük bir motivasyon kaynağı.
Okuyucularımın yazılarımdan verim alması ve kendilerine bir şeyler katabilmeleri benim için en büyük mutluluk. Benzer içerikler üretmeye devam edeceğim, profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz. İlginiz için tekrar teşekkürler.
Bu satırları okurken gerçekten çok etkilendim ve duygulandım. 20. yüzyılın o karmaşık atmosferini, insanların düşünsel olarak nasıl bir arayış içinde olduğunu bu kadar güzel anlattığınız için teşekkür ederim. Toplumsal dönüşümlerin insan ruhunda yarattığı o derin izleri hissettim adeta… Sizinle aynı duyguları paylaşıyorum, o dönemin getirdiği zorlukları anlamak gerçekten de kolay değilmiş. İnsanlığın böylesine büyük değişimler karşısında nasıl yeni yollar aradığını görmek hem hüzünlü hem de ilham verici.
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazımın sizde bu denli derin duygular uyandırması ve 20. yüzyılın o karmaşık ruhunu hissetmenize vesile olması beni gerçekten mutlu etti. İnsanlığın büyük dönüşümler karşısındaki arayışlarını ve bu arayışların ruhlarımızda bıraktığı izleri aktarabilmek benim için önemliydi. Sizin de bu duyguları paylaştığınızı bilmek, yazma motivasyonumu daha da artırıyor.
O dönemin getirdiği zorlukları anlamak ve insanlığın buna nasıl tepki verdiğini görmek, geçmişten dersler çıkarabilmemiz adına da büyük önem taşıyor. Umarım diğer yazılarım da benzer şekilde sizde farklı düşünceler ve duygular uyandırır. Yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atmanızdan memnuniyet duyarım.